Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘neyi değiştirdi’

BİR YANLIŞ, KAÇ YANLIŞI GÖTÜRÜR? LİBYA – 1

BİR YANLIŞ, KAÇ YANLIŞI GÖTÜRÜR?

LİBYA – 1

Benim kuşağım yanlışların götürdüğü doğruları sayarak büyüdü. İlköğretim sıralarında başlayan okul yaşantısında tanıştığı ilk test sınavında tanıştı yanlışların doğruyu götürmesiyle. Sonra lise, üniversite derken hayatını doğruları götüren yanlışlar üzerinden yaşamaya başladı. Yani hep bir test mantığında yürüttü işlerini. Doğal olarak karşılaştığı olayları da bu mantıkla yorumladı. Zamanla yanlışlar doğruları götürmeyi bıraktı yanlışları da götürmeye başladı. Bu çıkmazın son örneğini Libya’yı 42 yıl demir yumrukla, her türlü insan hakkını ihlal ederek sürdüren dahası başkalarının gözyaşlarını kendi geniş çerçeveli güneş gözlüklerinin ardına saklayan Libya’nın devrik diktatörü Kaddafi’nin devrilmesi ve hunharca katledilişine verilen tepkilerde gördük. Önce insanların dikta karşısında baş kaldırışını Batı Uşaklığı ile yorumladık, sonra da onun katlinden bir kahraman yaratılmaya çalışıldı. Peki nedir bu Libya’daki durum? Hangi gruplar bu Kaddafi’yi devirenler ve Kaddafi ne yaptı da bu insanlık dışı katle kurban verildi.

Önce hikayenin başına gidelim ve Libya’yı inceleyelim isterseniz. Sadece Libya değil tüm Kuzey Afrika’nın kaderinden bahsedelim. Bir zamanlar dünyada Roma’ya kafa tutabilmiş Kartacalıların topraklarına. Evet insanlık kadar eski kadim Orta Doğu topraklarına en yakın bölgelerden olan Kuzey Afrika ile kara kıtanın güneyini orta bölgelere yoğunlaşmış çöller ayırıyor. Ve bu çöller yıllardır bu toprakların kaderini de belirlemişti. Güneyin çölleri bu bölgenin güney Afrika’nın ilkel kavimlerinden bihaber yaşamasını batı çölleri ise Fas üzerinden gelecek olası Avrupa etkisini engellemişti. Mısır’la da arada çöl olmasına rağmen bu çöl diğerlerine göre nispeten aşılabilir olduğundan bölge özellikle milattan sonra neredeyse tek etkileşimini Firavunların kutsal topraklarından almaktaydı.

Kartacalılar bu topraklarda devrinin en önemli uygarlıklarından birisini kurmuş, dahası Mısır etkisi olmadan yaratılan bu uygarlık tüm Afrika’nın belki de tek başına da medeni olabileceğinin tarihteki tek örneği olarak kalmıştı. Ancak Kartacalılar ve Romalılar arasındaki uzun süreli savaşlar Kaddafi’nin bir oğluna ismini verecek kadar hayranlık duyduğu, tarihin en şanlı komutanlarından Hannibal’in İspanya ve Alpler üzerinden Roma eteklerine kadar gelmesiyle Roma için ölüm-kalım savaşına dönecekti. Roma bu kabusu tüm tarihinde iki kez yaşayacak ve ikincisinde Atilla’nın kapılarına gelmesinden sonra pek de uzun yaşayamayacaktı. Ancak Roma ilk mücadelesinde tüm kuvvetleriyle saldırdığı Hannibal ve onun rüya şehri Kartaca’yı yok etmeyi başarmıştı. Bu yok oluş belki de bu toprakların günümüze kadar süren acılarını şekillendirdi. Kartaca örnek bir şehirdi ve belki de çöllerin Berberi topluluklarını, aşiretlerini yerleşik yaşama bir nevi medeniyete sürükleyecek serüvenin ilk halkasıydı. Ama Roma tarafından yıkılınca Berberi kavimler yerleşik yaşama dair olası meraklarını da kaybettiler.

Asla güçlü bir millet formu oluşmayan, Kafkaslarda olduğu gibi farklı diller ve inanışların hüküm sürdüğü bu topraklar güçlü bir medeniyetle karşılaştıklarında asimile olacakları neredeyse kesindi. Mısır kendi verimli toprakları dışına medeniyetini taşımaktan itinayla uzak durunca, bu toprakların karşılaşacağı ilk medeniyet İslam Medeniyeti olacaktı. Mısır üzerinden gelen İslam medeniyeti bölgede etrafında birleşilebilecek bir ışık gibi doğmuş, dahası İspanya’nın 800’lü yıllarda tamamıyla fethine kadar İslam dünyası kültür ve medeniyetini de bu bölgeye en etkili isimleri üzerinden taşımıştı. Ancak bölgede yeni bir umut doğarken Endülüs Emevileri üzerinden yoğunluğunu İber Yarımadasına veren İslam medeniyeti de bölge için beklenen kıvılcımı yakamıyordu. Ancak bu sefer güçlü medeniyetle karşılaşan Berberiler Arap dil ve kültürünü benimsiyor ve asimilasyon başlatılıyordu. Aslında bu durumda dahi İslam’a aykırılık seziliyordu. İslam kutsal kitabı Kuran’da defalarca ümmet kavramını öne çıkarmış, ancak milletlerin neden ayrıştığını kendi benliklerini ümmet kavramıyla nasıl sürdüreceklerini de ayrıntılarıyla ortaya koymasına rağmen İslam’ı Araplaşmak olarak yorumlayan bölgede bir kez daha bir şeyler eksik kalıyordu.

Bundan sonra Mısır’a hakim olan devletlerin sadece kısmi vergiler alıp kendi hallerine bıraktığı bu Berberi topluluklar Osmanlı kontrolünde de aynı kadere tabi tutuluyorlardı. Ne yazık ki Osmanlı bir Balkan yani Avrupa İmparatorluğu’ydu ve bir kez daha Orta Doğu ve Afrika öksüz kalıyordu. 19. Yüzyılda uzun yıllar Fransız, İspanyol ve Alman Kraliyet aileleri tarafından yönetilen İtalyan şehir devletleri birlik sağlayıp, dünyada sömürecekleri alan aradıklarında burunlarının dibini görmeleri pek de zor olmadı. Petrol yeni yeni bulunuyordu ve İtalyanların bölgeye ilgisinin altında yatmıyordu, ama özellikle Akdeniz ticaretini çift yönlü kontrol etme ve güvenlik İtalyanların öncelikli işgal sebepleriydi. Trablusgarp Savaşı’nda Mustafa Kemal henüz genç bir subayken, o ve arkadaşları bölgeye İtalyan karşıtı direnişi örgütlemek için geliyor ve Kartaca’dan asırlar sonra beklenen kıvılcım yakılıyordu.

Osmanlı Balkan Savaşları sebebiyle bölgedeki genç subaylarını çekerken Libya’da yanan kıvılcımla harekete geçen meşaleyi taşıma görevi 50 yaşındaki Ömer Muhtar’a kalıyordu. Sonraları emperyalist batının Çöl Aslanı adıyla bir filmle ölümsüzleştireceği bu kahraman 70 yaşında 1931 yılında, İtalyanlarla savaşırken esir düşüyor, bir günde yargılanıp kurşuna diziliyordu. Meşhur Çöl Aslanı filminde bir çocuğun onun yere düşen gözlüğünü aldığı sahne unutulmazlar arasına girmiş, Kaddafi yıllar sonra o çocuğun kendisi olduğu söylentilerini çıkarsa da bu kurşuna dizilmeden 11 yıl sonra doğması bu söylentileri asılsız çıkarıyordu.

Not: Yazının devamı, Kaddafi Dönemi, sonrası ve Libya’da yaşanabileceklere dair kısmı bu yazının ikinci bölümünde paylaşılacaktır.

Bilal ERTUĞRUL

28.10.2011

19.25

Reklamlar

Read Full Post »

« Newer Posts