Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘niye tamamlanmadı’

YAVAŞTAN ANLIYOR GİBİYİZ…

YAVAŞTAN ANLIYOR GİBİYİZ…

Bundan yaklaşık bir ay önce burada yeni anayasa konusuna değinmiş, yeni anayasanın yapılması konusunda umutsuz olduğumu dile getirmiştim. Yeni anayasayı yapmaya iktidarı, muhalefeti, tüm siyasi katmanlarıyla hazır olmadığımızı, dahası halkta da her türlü adaletsizliğe rağmen yeni anayasanın önemli bir konu olarak algılanmamasını bu umutsuzluğumu sebep olarak göstermiştim. Aynı yazımın devamında da ülke olarak anayasamızın temel bir ruhu olması gerektiğine, kimilerine göre İslam, kimilerine göre Türk milliyetçiliği ve kültürü, kimilerine göre batıcılık olan bu ruhu ifade edemememizin de anayasa yapımına başlayamamamızın sebebi olduğunu belirtmiştim. Yazıma son verirken de bana göre yeni anayasanın ruhunun ANADOLU olması gerektiğini, bu topraklarda yaşamış onlarca uygarlık, onlarca din ve dilin ortaklaştığı tek noktanın ANADOLU olduğunu dahası batıdan aldığımız mevcut yasal düzenlemelerimizin toplumla sürekli çakışmasının sebebinin de bu yerellikten evrenselliğe geçemeyişimiz olduğunu belirtmiştim.

Aradan geçen yaklaşık bir ayda yeni anayasayla ilgili haberler gelmeye devam etti. Hatta yazım çalışmalarının başladığı, benim de üniversitesinden mezun olduğum TOBB’un yaptığı Anayasa Buluşmalarından önemli sonuçlar alındığı gibi önemli haberler de aldık. Bunlara ilaveten iki hafta önce siyasi partilerin tutuklu vekillere yönelik bir anlaşma sağladığı haberleriyle gündem şekillendi. Ancak yine bir şey olmadı. Önce Başbakan’ın danışmanı benim de üniversiteden hocam Ak Parti Ankara Milletvekili Yalçın Akdoğan tutuklu vekillere yönelik halkta bir beklenti olmadığını ve partisinden bu yönde bir karar çıkmadığını belirtti. Sonra mecliste anayasa komisyonunun henüz temel maddeler üzerinde bile görüş alışverişi yapmadığı basına yansıdı ve umutlar yine rafa kalktı. Aslında hocamın söylediği çok doğru bir tespitti. Evet, halkta tutuklu vekillerin hapisten çıkması için yoğun bir baskı yok. Zaten bu ülke tarihinde son 40 yılda halkın kapsamlı bir tepki koyabildiği nadir tutuklamalar oldu. Örneğin Ahmet Şık ve Nedim Şener bu şanslı isimlerin başındaydı. Halk ucu kendisine değene kadar ne yazık ki özellikle yasal zeminde baskı oluşturmuyor ve bu belki de henüz tam demokratikleşememiş olmamızdan kaynaklanıyor. Ancak burada siyaset kurumuna yönelik bir görev tanımlaması problemi de kendiliğinden doğuyor: “Acaba siyaset özellikle de demokratik ortamdaki siyaset halkın beklentilerine ya da anlık tepkilerine göre mi davranmalı yoksa bazen geleceği düşünerek Halka Rağmen Halkçı Olabilir mi?”. Yine daha önce de belirttiğim üzere demokrasi halka rağmen halkçı olamayacağınız tek rejimdir ve ne yazık ki halkta her zaman halkçı olmaz.

Neyse olaylar 12 Haziran sonrası olduğu gibi aynı tas aynı hamam tasviri içerisinde geçerken bir anda yurt dışı seyahatinde olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 28 Şubat tutuklamalarının artık ülkeyi boğduğuna dair açıklama yaptığını öğrendim. Bu açıklama kanımca çok önemli bir açıklama ve bence ne basın ne de halk olarak bizler buna gereken önemi veremedik. Neden mi, şöyle açıklayayım. Undan bir ay önce yapılan ve benim de sonuçlarını sizlerle yorumladığım ankette halkın adalete olan inancı %25 gibi demokratik ve modern bir ülkeye hiç yakışmayacak boyutlarda çıkmıştı. Bu gerçeği uzun süredir dile getirenlerden olduğumdan ülkeyi yönetenlerin bu gerçek üzerine yoğunlaşmamaları tuhafıma gidiyordu. Bu açıklama bize göstermektedir ki artık Başbakan da bunun farkında ve bu sorunsal yargının tek çözümünün yeni anayasa olacağını da kısa zamanda dile getirecektir. İşte bu açıklama ortada tüm çıplaklığıyla duran bir sorunun yine aynı çıplaklıktaki çözümünün de yavaş yavaş anlaşılmaya başlandığını gösteriyor. Açıklamaya bir başka önem katan durum ise mevcut meclis aritmetiğinde Başbakan’ın iradesi tam oluşmadan yeni anayasa yapılmasının mümkün olmayışıdır. Peki, bir çiçekle bahar gelir mi? Gelir ama doğru yolda gidersek gelir. Peki, doğru yol nedir, onu da açıklayalım.

Öncelikle Ergenekon ve Balyoz davalarının halk nezdindeki desteği zaman içerisinde azalmış ve birde milyonları ilgilendiren futbolda şike davası büyük bir hüsrana yol açmışken bu ülkenin temel meselelerini bırakın ufak olaylarında bile hakim, savcı ve polise olan güven sıfırlanmıştır. Bu gerçeğin altında da mevcut yasal düzenlemeler ve bunlara dayanak oluşturan anayasanın yetersizliği yatmaktadır. Bu iki tespiti halk olarak yaptığımız zaman değişimi de yapabiliriz ve işte bu çiçek bu tespitin yapılması için önemlidir. Bundan sonra yapılması gereken hükümetin muhalefet ve sivil toplumun her kesiminin en azından fikrini alarak yeni anayasayı bir Ak Parti anayasası olarak değil de Türkiye Anayasası olarak tasarlamasıdır. Bunun olması da ancak %80 üstü bir onay almış anayasayla mümkündür. İşte hükümetin çok sesliliği duyması, sadece bir dönemi değil bir ülkenin gelecek birkaç kuşağını etkileyeceğini bilerek hareket etmesi bu sürecin en kritik noktasıdır. Bunun yanında toplumun her kesimi de yeni anayasa sürecinde doğrudan ya da dolaylı olarak katkısını sunmalı, eleştirisini yapmalı ve çözümün parçası olmalıdır. Eğer bunları yaparsak gelecek kuşaklara çok daha düzgün işleyen ve en önemlisi daha adil bir ülke bırakabiliriz. Yapmazsak daha çok yanarız.

Anayasa yapmak, bir ülkenin her damarına dokunmak demektir. Anayasa yapmak bir bütün olarak bir ülkenin katkı vermesiyle mümkündür. Anayasa yapmak herkesin herkes için yeni bir anayasaya ihtiyaç olduğunu idrak etmesiyle başarılacak bir süreçtir. Bundan bir ay önce bu konuda çok umutsuzdum ama yavaştan da olsa ucu bize deyince anladığımızı ve yavaş yavaş çözüme yol aldığımız düşünüyorum. Umarım yanılmam ve daha güzel bir ülke hayaline yol almaktayken bir kez daha yolda kalmayız.

Bilal ERTUĞRUL

11 Mayıs 2012

20:53

Reklamlar

Read Full Post »