Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Sözde Ermeni Soykırımı’

AMAN DİKKAT; FİLM KOPMASIN…

Dün gece yaklaşan Oscar Ödül törenleri ve Amerika’da gündemde olan yeni filmlerle ilgili bir araştırma yaparken çeşitli bloglarda sinemanın dahi çocuğu, çağımızın tartışmasız en büyük yönetmeni olan Steven Spielberg’in yeni bir film çekmeye hazırlandığı bilgisine ulaştım. Bu filmle ilgili detaylara ulaşmak isterken ne yazık ki ülkemiz için hiç de iyi olmayan bir durumla karşılaştım. Evet, Spielberg yeni bir film çekecek ama daha da önemlisi Sözde Ermeni Soykırımı’nı esas alan bir film çekecek. Bu haber beni derin kuşku ve üzüntüye sevk etti ve bu konuya değinmek istedim.

Biliyorum ülkemizde bazı konularda umursamaz tavırlar sergileyen kitleler için bir film hiçbir şey ifade etmeyebilir ama bu gelecek yüzyılda Türk insanının nasıl tanınacağını, çocuklarımızın, torunlarımızın dünyada hangi sıfatla tanımlanacağını etkiler. Çünkü günümüz dünyasında, medyanın iletişim çağının tüm desteğini arkasına alarak yarattığı güç en önemli güç olarak kabul ediliyor. Ve Spielberg de bu gücü en iyi kullanmayı bilen adamların başında geliyor. Eğer iddia edildiği gibi Sözde Ermeni Soykırımı’nı ele alan bir film çekerse bu Ermeni Soykırımını dünyada sözde olmaktan çıkaracak ve 2. Dünya Savaşı sırasındaki Yahudi Soykırımı yani Holocaust sonrası en büyük soykırım olarak tarihe ve daha da önemlisi gelecek kuşakların belleğine kazıyacaktır. Peki, bu iddialar ne kadar ciddi, neden Spielberg tarafından bir film çekilmesi isteniyor ve bu neden önemli, dahası bu film nasıl engellenebilir ya da en azından doğru ve tarihe uygun bir film çekilmesi sağlanabilir. Biraz da bunlar üzerinde duralım.

Öncelikle iddiaların ciddiyetiyle başlayalım. Biraz araştırdığımda Sözde Ermeni Soykırımı ile ilgili bir film çekilme isteği Amerika’da ki Ermeni Lobisinin 40 – 50 yıllık hayali olarak karşıma çıktı. Başlarda sönük kalan bu hayal 90’ların başında Ermenistan’ın kurulmasıyla dillendirilmeye başlanmış. 1993 yılında kendiside Avrupa’dan göçen bir Yahudi aileden gelen Steven Spielberg Schindler’in Listesi filmini çekip film 7 dalda Oscar kazanınca ve dahası Yahudi Soykırımı’nı dünyaya tartışmasız bir şekilde kabul ettirince Ermenilerin de benzer bir film için çabaları artmış. Bu filmler beraber toplumsal olaylara yönelen ve anlamlı filmler çekmek istediğini belirten Spielberg üzerinde de o günden sonra durmaya başlamışlar. Hollywood’un da yer aldığı California Amerika’da Ermeni lobisinin de merkezi ve dahası önemli miktarda Ermeni bulundurunca da Spielberg’e ulaşmaları zor olmamış. 2004 yılında konuyla ilgili ilk iddialar ortaya atılmış. Ancak bu durum Spielberg tarafından doğrulanmamış. 2011 yılı başlarında Spielberg’in olaylarla ilgili belge topladığı haberleri karşısında sessiz kalan ünlü yönetmen sessizliğini geçtiğimiz hafta bozdu ve arşivindeki toplumsal olaylar dosyasında Yahudi Soykırımı’yla beraber Sözde Ermeni Soykırımı ile ilgili belgeler de eklediğini doğruladı. Dahası yine ABD merkezli Ermeni Sinema Merkezi ve Spielberg arasında görüşmeler yapıldığı da doğrulandı. İşin en kötü boyutu da bazı forumlarda Spielberg’in bu projesinin startının en geç 2013 yılı 24 Nisan Anma Günü’nde verileceğine dair iddialar olması. Yani anlayacağınız iddialar artık iddia boyutunu geçti, her iki taraf da kabul etti ve gemi yola çıktı.

Peki, bu geminin kaptanı neden Spielberg ve neden onun bu filmi çekmesi bu kadar önemli? Öncelikle Spielberg pek çok otoriteye göre tarihin en büyük yönetmeni, dahası sinemanın tartışmasız kralı, Amerika’da neredeyse tüm sinema dünyasında sözü geçen tek adam. Tabii bu unvanları kolay almadı. Bilimkurguyla başladığı kariyerinde pek çoklarına göre zirveyi Schindler’in Listesi filmiyle gördü. 7 Oscar ödüllü bu film halen Amerikan Sinema Merkezi tarafından gelmiş geçmiş en iyi 10 filmden birisi olarak gösteriliyor. Dahası Schindler’in bu filmle toplumsal olaylara yönelmesi de Ermeni lobisini onu ikna edeceğini düşünmesine sebep oldu. Spielberg’in yapacağı bir filmin etkisi Türkiye’nin özellikle Avrupa’da imajını yerle bir eden Orient Ekspresi’nin çok daha ötesinde olacaktır. Yani Spielberg demek garanti başarı demek ve bu sebepten böyle bir filmi onun çekmesini istiyorlar.

Ortada tüm çıplaklıyla duran bu gerçeklerden sonra çözüm önerilerine gelelim. Öncelikle sinemanın dahi çocuğu bu noktaya olmaz denileni oldurarak, kimsenin girmediği işleri yaparak geldi. Bu bakımdan onun kişiliğini de düşündüğümüzde bu filme karar vermişse engellenmesi mümkün değildir. Peki, engellenemeyecekse ne yapılabilir? Hemen söyleyeyim “o çeksin, biz yasaklarız” bu noktada en anlamsız çözüm önerisidir. Spielberg demek garanti gişe, dahası evrensel etki demektir. O halde Spielberg’e bir şekilde ulaşıp gerek Türk gerekse de yabancı tarihçilerin konu hakkındaki nesnel araştırmaları ulaştırılmalı, tek taraflı Ermeni iddialarıyla bu filmi çekmesi engellenmelidir. İşte burada görev geçtiğimiz Kasım ayında kanımca başarılı bir şekilde temeli atılan Türk Diasporası’na düşmektedir. Dikkat edin Türk hükümeti, devleti, diplomasisi demiyorum. Türk Diasporası diyorum. Çünkü daha önce Fransa ile ilgili yazdığım yazıda da belirttiğim gibi bu konu artık devlet ve parlamento boyutunu aşmış, bir halkın haklı davasını kendi gücüyle savunma aşamasına gelmiştir. Temelleri atılan Diaspora için ortada çok net bir rüştünü ispat etme şansı vardır. Acilen özellikle Amerika’da ki Türk Diasporası vasıtasıyla Spielberg’in konu hakkında doğru bilgilendirilmesi ve filmi tarafsız bir bakış açısıyla çekmesi sağlanmalıdır. Bu yapılabilir mi? Kanımca yapılabilir. Yıllarca Amerika’da Türk dendiğinde akla gelen ve o gün bugünkü diaspora desteğinden mahrum olan Ahmet Ertegün’de müzik dünyasında, California’daydı ve rahmetlinin ilişkileri, bugün çok önemli konumlardaki Türklerin ulaşabileceği kişi sayı ve yapısı Spielberg’e en azından doğru belgelerin ulaştırılmasını sağlayacaktır. Dahası Spielberg bizzat Diaspora desteğiyle Türkiye’ye davet edilip filminde bahsedeceği yerleri görmesi, bugün oralarda çıkan Türk, Kürt, Dadaş toplu mezarlarını görmesi de sağlanabilir. Sinemanın dahi çocuğu şüphesiz Fransa’da birkaç oy için geldikleri Osmanlı toprağının huzur, barış ve kardeşlik dolu topraklarını unutan Sarkozy ve yasa tasarısının hazırlayıcısı Cezayir asıllı Valerie Boyer’den daha duyarlı, bilgili ve sağduyulu davranacaktır. Dahası İsrail Dışişleri Bakanı Liebermann’ın son çıkışıyla Yahudi Lobisinin dünyadaki tek resmi soykırımı olarak Yahudi Soykırımı’nı kabul ettirme ve onun yanına başka bir soykırım ekletmeme politikası da bu haklı davamızda kullanılabilir.

Ben bu topraklarda doğmuş ve bu toprakların yüzyıllardır oluşturduğu kültüre sahip bir birey olarak 1915’de bir Soykırım olmadığına sonuna kadar inanıyorum. Ve bu haklılığımın da er geç dünya tarafından kabul edilmesi gerektiğine, bunun için elimden gelen neyse yapacağıma her zaman değiniyorum. Bugün için elimden gelen bu uyarıdır ve umarım büyüklerimize, diasporamıza ve benim gibi düşünüp farklı etkileri olabilecek herkese ulaşırım. Fransa’daki oylamalardan önce yazdığım yazılarda tarihi parlamentoların değil tarihçilerin yazdığını ve yazacağını, Fransa’da bu işin peşindekilerin Fransızlara Rağmen, Fransız Kalarak, Fransız Olmaya çalıştıklarını belirtmiş ve bu çabanın er geç doğru yola ulaşacağına değinmiştim. Ancak tarihçiler yazmasa da günümüzde sinemanın öncülüğünde medyanın yazdığı tarih farklı ve bu kez durum çok daha ciddi. İşte bu yüzden Fransa’da ilk işaretlerini aldığımız Türk Diasporası’na bu sefer daha büyük görev ve çaba düşüyor, hem de bu çaba yarınlarımızı, çocuklarımızı torunlarımızı ve onların dünyada nasıl tanınacağını da içeriyor. Bu yüzden: Aman Dikkat; Film Kopmasın…

Bilal ERTUĞRUL

15 Şubat 2012

00:18

Reklamlar

Read Full Post »

BU KOMEDYA ARTIK SON BULSUN…

Dün akşam saatlerinde 7 saat süren görüşmelerin ardından ülkemizde Sözde Ermeni Soykırımının İnkarının Yasaklanması olarak bilinen yasa tasarısı beklendiği gibi Fransız Senatosu’nda onaylandı. Yasa tasarısı senatoda onaylandıktan sonra bir Fransız Bakan NTV’de canlı yayına çıktı. Özetle şöyle diyordu; “Biz Ermeni Soykırımı’nı tanıyan yasayı 2003’de geçirdik 9 yıldır neredeydiniz, 9 ay önce de bir paket vardı orada neden yoktunuz, yanlış yorumlamayın, tasarıda Ermeni lafı yok dedi, genel olarak soykırım inkarına uğraşıyoruz ve bunu insan hakları meselesi olarak görüyoruz.” dedi. Aslında Fransız bakanın konuşması ve daha sonra Türkiye’de duyduğumuz açıklamalardan sonra aklıma tüm bu olup biteni açıklayacak tek bir laf geldi: Komedya…

Öncelikle daha önce de sözde Ermeni Soykırımı üzerine yazdığım yazılarımda belirttiğim gibi 1915 olayları kesinlikle Birleşmiş Milletler sözleşmesiyle belirlenmiş Soykırım tabirine uymamaktadır ve bu olayların adı ancak karşılıklı katliam olarak konabilir. Hal böyle iken özellikle Ermenistan dışında yaşayan başta Fransa ve ABD Ermeni Diasporalarının öncelikle ilgili ülkelerde kendi çıkarları için bu olayları Soykırım olarak tanıtma çabaları 2000’li yıllarla beraber zirveye ulaştı. Bu Komedya da burada başladı. Çünkü tarihçilerin uzmanlığına bırakılması gereken bir konu siyasi istismar ve çıkar hesapları peşinde tarih sahnesinden parlamentolara iniyordu ve o gün Komedya start alıyordu.

Daha sonra başta ABD olmak üzere pek çok ülkede Türkiye karşıtı grupların etrafında en kolay buluştuğu konu bu sözde soykırım konusu oldu. Ama ne yazık ki Türkiye bu komedya ve sonuçlarının ulaşabileceği nokta hakkında çok geç uyandı. İlgili süreçte belli ülkelerde Soykırım olarak tanınan 1915 olayları ve 24 Nisan anma törenleri uzun dönemde Türkiye için büyük bir dezavantaj oluşturacaktı. Ve nihayet 2012’de Fransa’da gelişen süreçle Türkiye uyandı. Ama aslında bizim uyanışımızda bir komedyadan başka bir şey değil. Neden mi? Fransız Bakanın açıklamalarına dönelim. Ne diyor; biz Soykırımı 2003’de tanıdık diyor. 2003 yılında bu ülkede iktidar da muhalefet de halk da aynıydı. Hani bugün hepimiz hep bir ağızdan bağırıyoruz ya işte o hepimiz aynıydık. Adamlar o arada Fransa, İsveç, İsviçre gibi pek çok ülkede soykırımı resmi olarak tanıttılar. Avrupa’nın dünyada yaptığı emperyalist ilerleme ve gerileme katliamları bir yanda dururken Hitler’in Yahudi Soykırımı’nın yanında ilk akla gelen soykırımı olarak Avrupa’nın düşünce dünyasına koydular. İşte o gün susan biz bugün konuşuyoruz, boykot ediyoruz, ticaret hacimleriyle tehdit ediyoruz, dahası gerçekten birilerinin bir şeyler yapabileceğine inanıyoruz. Yapmayın sadece komik oluyoruz. Yıllardır uyuyarak bu boyuta getirdiğimiz bu konuda artık konuşarak katkıda bulunuyoruz. Bu yüzden işte sırf bu yüzden ilgili süreçte bu ülkede siyasette iktidar muhalefet, bakan vekil, iş adamı kanaat önderi kim ve ne olursa olsun yıllardır susan bugün konuşanların sözleri benim için anlamlı değildir. Onlar da bu komedyanın parçalarıdır.

Peki madem bu yapılanlar Komedya ne yapmalıyız, nasıl doğru adımları atarız? Onları da açıklayayım. Öncelikle bir gerçekle yüzleşelim başta Avrupa ve Amerika olmak üzere pek çok ülkede 1915 olayları artık Soykırım olarak tanınmıştır. Bu gerçekle yüzleşmek bu gerçeği kabul etmek değildir aksine kabul etmemenin yetmediği, elimizde kanıtlarımız olmadan, konu tarihçiler tarafından netleştirilmeden bu süreçte kaybeden olmaya devam edeceğimizle yüzleşmek demektir. Bu sebeple acilen bu konu Türkiye’de daha şeffaf konuşulmalı, devlet arşivleri Türk, Ermeni ve tüm milletlerden tarihçilere açılmalı, konunun araştırılması için gerekirse devlet bursları verilmeli ve bu konu artık netleştirilmelidir. Dikkat edilirse bu önerdiğim çözümlere yıllardır Ermeni tarafı karşı koymaktadır, neden; çünkü ancak ve ancak bu yolla bu davada kaybeden olacaklarını çok iyi biliyorlar ve ne yazık ki yıllardır bu masaya gelmemeye özen gösterip, bizi de uyutuyorlar. Artık uyanma ve bu komedyadan ayrılma zamanı. Araştıracağız, öğreneceğiz, öğreteceğiz ve gerçek neyse onla yüzleşeceğiz. Bu arada da başta siyasiler popülist söylemlerden uzak duracak yapamayacağımız, Türkçesiyle yemeyecek önlemlerden bahsetmeyeceğiz. Fransa ile pek çok örgütte aynı çatı altındayız. Daha 3 ay önce Libya’da, yarın Suriye’de onların dümen yolundayız. Bu bağlamda Sarkozy’nin içerde yaptığı şovu biz de ülkemizde yapmayacak ve gerçekçi olacağız. Siyasiler artık bu işe karışmasın sadece arşivleri açsın ve gereğinin yapılmasını her gün bu sıkıntıyla yüzleşen, yurt dışında yavaş yavaş soykırımcı damgası vurulan halka, o halkın oluşturacağı sinerjiye bıraksın. Ama millete gazı yükleyip bir on yıl daha uyutmaya çalışmasın. Bu sorun artık halk olarak bizi rahatsız etmektedir ve adı Türk Diasporası olsun, Türk bilim adamları, tarihçileri olsun ne olursa olsun bu halk artık bu sorunun çözülmesi için gereken desteği verecektir ve de vermek zorundadır.

Komedya, komedya, komedya… 1915 Olaylarına Soykırım kisvesi vurulmaya çalışıldığı günden bu yana Ermeni Diasporasının yaptıkları, bize yaptırdıkları için kullanılabilecek tek kelime Komedya’dır. Ancak bu Komedya her geçen gün bizi Türk insanını dünyada Soykırımcı olarak tanıtmakta hem imajımızı bozmakta hem de haksız bir ithamı daha bugünden doğacak çocuklarımıza yüklemektedir. İşte sırf bu yüzden dahi olsa büyüklerimizin ne yazık ki çok uzun zamandır içine düştükleri bu Komedya’dan biz çıkmalıyız, araştırmalıyız, çıkacak gerçek neyse onla yüzleşmeliyiz ve artık bu sorunu geldiği yere tarihin sayfalarına, alınacak her dersi alarak göndermeliyiz. Bu yüzden bu komedyayı bitirmeli ve yeni, aydınlık yarınlarda daha önemli konulara odaklanmalıyız.

Bilal ERTUĞRUL

25 Ocak 2012

21:04

Read Full Post »