Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Tayfur Havutçu’

FENERBAHÇE – SONU BELLİ OLMAYAN BİR MÜCADELE – 4…

SÜPER FİNAL’E DOĞRU – 9…

FENERBAHÇE – SONU BELLİ OLMAYAN BİR MÜCADELE – 4…

İlk 3 yazımda yaptığım genel durum değerlendirmesi, taraftar, yönetim ve teknik heyet analizlerinden sonra sıra geldi futbolcuların bireysel performans değerlendirmesine. Diğer takımlarda olduğu gibi önce kaleci mevkiinden başlayıp her mevkideki analizimi yaptıktan sonra genel bir değerlendirmeyle analizi tamamlayacağım.

Kalecilere baktığımızda karşımıza A Milli Takımımızın da kalecisi Volkan Demirel çıkıyor. Takım 33 maçta 34 gol yiyerek çok da büyük bir savunma performansı koymamasına rağmen kaleci Volkan’ın performansı göz kamaştırıcıydı. Özellikle bazı maçlarda neredeyse puanı tek başına alan adam rolüne soyundu. Ancak artık 30 yaşına gelen Volkan’ın futbolun olgunluk döneminde gündemde çok fazla gerginlik yokmuş gibi özellikle derbi maçlarda gerginliklerin merkezine oturması halen saha içi davranış olarak olgunlaşmadığını gösteriyor. Hem Fenerbahçe de hem de Milli Takımda arkasından çok iyi bir kaleci jenerasyonu gelen Volkan’ın bu hareketleri devam ederse ülkenin en iyi kalecisi olmasına rağmen özellikle milli takımda formasını kaybedebilir. Volkan’ın arkasında bekleyen Mert Günok ve Serkan Kırıntılı her zaman hazır kıta ve Samsun’da iyi bir sezon geçiren Ertuğrul’un da dönmesiyle uzun yıllar takımın en sorunsuz mevkisi kale çizgisi olacak gibi gözüküyor.

Defansa geldiğimizde özellikle Stoper pozisyonunda yaşanan sıkıntıyla karşılaşıyoruz. Stoperde Lugano’nun boşluğu doldurulamadı. Yobo’nun iyi oyununa rağmen onun yanına monte edilmeye çalışılan Serdar Kesimal, Bekir ve Bilica verilen şansları iyi kullanamadılar ve Fenerbahçe için yetersiz gözüktüler. Seneye ilk 11 için takımın yabancı sayısı sorunu da düşünülerek mutlaka yerli bir stoper alınmalı. Avrupa kupalarına katılma durumunda bence bir iyi yabancı stoper ve 2 yerli stoper transfer edilip, Yobo’nun bonservisi artık alınmalı. Saydığım 3 stoperden ise Serdar Kesimal yaşı, yaşadığı sakatlıklar düşünülerek kadroda tutulurken Bekir ve Bilica takımdan gönderilmeli. Yani yaz aylarında 5 kişilik rotasyonun yarısından çoğunun gerekmesinin şart olduğu ve takımın bu yıl en can yakan pozisyonu stoper mevkisi oldu. Sol bekte geldiği haftalarda etkili oyun ortaya koyan Ziegler ikinci devre neredeyse sahada gözükmüyor. Eğer Süper finalde harika bir performans ortaya koymazsa gönderilmeli ve yerine direkt oynayacak bir sol bek transfer edilmeli. Onun yedeği Özgür Çek belki birkaç yıla hazır olur. Ancak Caner’den arada sırada yapılan sol bek denemelerinden artık tamamen vazgeçilmeli. Sağ bekte ligin en iyi sağ beki Gökhan Gönül sakat olmadığı dönemde takımın iyilerindendi. Ancak onun da sürekli medyada çıkan sözleşme sorunu halledilerek kasını tamamıyla futbola vermesi sağlanmalı. Onun yedeği Orhan Şam’la bu mevkiyi idare edeceğini ve transfer gerekmediğini düşünüyorum. Yani sözün özü yaz aylarında en çok çalışma yapılması gereken bölge defans hattı ve seneye en az 4 yeni oyuncu görmezsek seneye de sorunlu bir bölge olacaktır.

Orta Sahaya geldiğimizde şüphesiz bence bu yıl takımın oyuncusu Christian’dan başlamamak haksızlık olacaktır. İlk 2 yılında her türlü eleştiriye mağdur kalan Christian bu yıl takımın şu anda ikinci sırada olmasını sağlayan en önemli oyuncu. Attığı 6 kritik golün yanı sıra bu kadar yoğun bir fikstürde sadece 2 maç kaçırıp takımın en çok maç yapan oyuncusu olması bence ona gelecek yılın takımındaki yerini de sağlama alma fırsatı verdi. Ancak onun partnerinin kim olacağı konusunda ciddi bir sorun var ve bence sene sonunda bir Alper Potuk seferi daha düzenlenecek.  Özer, Sezer Öztürk ve Gökay bir türlü Aykut Hoca’dan 3 maç üst üste forma şansı bulamadı ve açıkçası kısıtlı sürelerde hiç birisi de seneye direkt oynar dedirtemedi. Emre Belözoğlu sakatlıklar, hırçınlık, Hoca ve arkadaşlarla kavga derken sönük bir yılı geride bıraktı ve sanırsam sene sonu için bavulunu hazırladı. Emre’nin dışında hocanın forma verdiği Selçuk ve Mehmet Topuz ise özellikle pas bağlantılarını kuramamaları ve canlı bomba olmaları sebebiyle seneye anca rotasyonda yer almaları gereken oyuncular olduklarını gösterdiler. Son olarak da inişli çıkışlı performansına rağmen bu yıl daha iyi bir yıl geçiren Caner Erkin’e değinelim. Caner 17 yaşında başladığı kariyerinde artık 6 yıl, 3 büyük takım ve 2 orta zorlukta lig tecrübesiyle 23 yaşına geldi. Ancak bu tecrübe ve şansın üzerine çıkması daha verimli olması lazım. Eğer özellikle son vuruş ve paslarına dikkat ederse yeni bir Tuncay olabilir ama aksi takdirde bir iki yıl daha rotasyonda kalıp sonra unutulur gider.

Hücum hattına gelince Aykut Hoca’yı eleştirdiğim asıl noktaya da gelmiş oluyorum. Bu takımda Alex, Dia, Stoch ve Moussa Sow’dan kurulacak bir hücum dörtlüsü özellikle deplasmanlarda derbi maçlar dışında her maç sahaya sürülecek bir dörtlüydü. Ama Aykut Hoca nedense geçen yıl olduğu gibi Stoch ve Dia’yı aynı anda sahaya sürmemeyi tercih etti. Geçen yıl Stoch bu tercihin kuranıyken bu yıl Dia kurban oldu. Halbuki bence ikisi bir arada oynar ve belki (hiç sanmam ama) süper finalde mecbur kalırsa Aykut Kocaman’da bunu görür. Moussa Sow kısa zamanda kalitesini gösterdi ama henüz bu ligde Niang veya Emenike kadar başarılı olacak deneyime sahip değil. Ancak Bienvenu ve Semih’in son hallerinden kat be kat önde. Bu durumda iyi bir sezon başı hazırlığıyla seneye çok daha katkı verecektir. Ancak bu beklenti takımın Semih ve Bienvenu’yu yollayıp bir yerli, bir yabancı forvet transfer etme zorunluluğunu kaldırmıyor.

Son olarak da Kaptan Alex’e değinelim. Alex varsa Fenerbahçe var, o yoksa yok. Ever, son 8 yıldır olduğu gibi 35’ine gelen Kaptan’ın önemi aynı ağırlığını koruyor. O da yaşına inat buna cevap veriyor. Ancak artık Kaptan’ın gemiden ayrılma zamanı geliyor ve ne yazık ki ondan sonrasına dair her hangi bir hazırlıkta göze çarpmıyor. Seneye Avrupa’da yer alınabilirse mutlaka onun dinlenmesini sağlayacak bir oyuncu alınmalı ve bazı maçlarda dinlendirilmeli. Yoksa bir yıl daha bu çizgide gidemez.

Evet, oyuncuların bireysel analizleri böyleydi. Şimdi gelelim süper final eklentime. Son 13 deplasman maçından sadece 3 galibiyet almış (dahası bunların 2’si Manisa ve Ankaragücü gibi düşen iki takıma karşı) bir Fenerbahçe’nin Galatasaray’ı 5 puan geriden gelip yakalaması oldukça zor. Sarı Lacivertliler itiraz edebilirler. Haklılar aynı takım kendi sahasında da 40 maçtır yenilmiyor. Ama unuttukları bir şey var bu takım süper finalde kazanmak zorunda olan takım, yenilmemenin yaradığı takım Galatasaray. O halde son derbileri de dikkate alarak düşündüğümde bu farkın kapanmasını beklemiyorum. Dahası sene sonunda açıklanacak şike kararlarının ne olacağı belli olmadan Fenerbahçe aslında sonu belli olmayan bir macerada ve bence bu sonun belli olması bu yıl kazanılacak bir şampiyonluktan çok daha önemli.

Bilal ERTUĞRUL

5 Nisan 2012

13:43

Reklamlar

Read Full Post »

FENERBAHÇE – SONU BELLİ OLMAYAN BİR MÜCADELE – 3…

SÜPER FİNAL’E DOĞRU – 8…

FENERBAHÇE – SONU BELLİ OLMAYAN BİR MÜCADELE – 3…

Fenerbahçe analizimin ilk 2 yazısında genel sezon analizini, taraftar ve Başkan Aziz Yıldırım’a yönelik analizlerimi sizlerle paylaştım. Bu yazımda Fenerbahçe yönetimi ve teknik ekibin analizini yapacak son yazımda da tek tek futbolcu analizimle analizimi noktalayacak ve Galatasaray analizime geçeceğim.

Evet, Başkan Aziz Yıldırım’ın analizini ayrı olarak ilk yazıda yaptığım için yönetim analizini ayrı olarak bu yazıya bırakmak istedim. Başkan Aziz Yıldırım ve 3 yönetici arkadaşları içerdeyken kulübün yönetimi, şike davası karşısında yapılan savunma ve Avrupa Şampiyonlar Ligi’nden men edilmeye karşı yürütülen davaları da doğal olarak yönetimin diğer üyelerine kaldı. Ancak tüm yönetim kurulu üyeleri arasında 4 ismin ayrı olarak incelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu isimler Cihan Kamer, Ali Koç, Nihat Özdemir ve Abdullah Kiğılı.

Önce bence geleceğin Başkan’ı ve taraftarın sevgisini tamamıyla kazanan Ali Koç’tan başlayalım. Koç ailesi gibi Türkiye’nin en büyük 2 ailesinden birisinin üçüncü jenerasyonundan olan Ali Koç’un Fenerbahçe yönetimine girmesine dahi karşı çıkan ailesinin tüm baskısına rağmen bu zorlu süreçte daha da öne çıkması ve deliliği olarak adlandırdığı Fenerbahçeliliği onu ailesinin hiç istemeyeceği Başkanlığa da bir gün getirecektir. Bunu nasıl mı söylüyorum, şike davası döneminde taraftarlarla yakaladığı diyalog, kulübün Aziz Yıldırım’sız idaresi ve mücadele gücüne bakarak söylüyorum. Evet, Ali Koç zaman zaman rakiplerini rahatsız eden, bence de yanlış olan açıklamalar da bulunuyor ama bunlar onun taraftarı gözündeki değerini bir kat daha arttırıyor. Gençliği, enerjisi, kulüp için sürekli çalışması da eklenince yönetimin en sivrilen ismi oldu. Şimdi önemli olan aile baskısına karşı Aziz Yıldırım sonrası Başkanlığı kabul edip etmeyeceği ve olası başkanlık döneminde fanatizme varan Fenerbahçeliliğinin ailesine zarar verip, vermeyeceğidir. Benim kanaatim bu süreçte belgelemiştir ki günün birinde Fenerbahçe Başkanı olacaktır ama bu başkanlık tartışmalı ve tutkusu sebebiyle zamanla zarar verici olacaktır. Ancak Fenerbahçe taraftarı da böyle başkan istemektedir ve seçim onun olacaktır.

Öne çıkan isimlerin ikincisi ise Aziz Yıldırım’ın son dönemdeki en yakın yöneticisi Nihat Özdemir oldu. Başlarda istifa ettiği iddiaları gündeme gelse de Asbaşkan olarak Başkan içerdeyken kulübün temsili ve haklarının savunulmasını üstlendi. Nihat Özdemir Limak Holding’in başında iş dünyasında çok önemli bir yere sahipken Aziz Yıldırım ile çıktığı bu yönetim yolculuğunun en zor yılını geçirdi. Zaman zaman Ali Koç’un gençliğiyle yaptığı çıkışları da bazı yöneticilerin sitemkar yükselişlerini de hep dengeledi. Bir denge adamı olarak ortalığın daha fazla gerilmesini engelledi. Ancak tüm bu süreç onu çok yordu ve bence bir daha yönetimde görev almayacak. Ancak herkes onu bu zor zamanlardaki ağırbaşlı, beyefendi hali ve denge adamı kimliğiyle hatırlayacak.

Bu zorlu dönemde Ali Koç ve Nihat Özdemir’in aksine daha önce pek duyulmamış olan Cihan Kamer’de öne çıktı. Atasay Kuyumculuğun başındaki Cihan Kamer şike sürecinde etkin olarak ön plana çıktı. Taraftarların gözündeki değeri artan Kamer’in Özdemir’in aksine bundan sonra daha da aktifleşeceğini ve olur da Ali Koç aday olmazsa Aziz Yıldırım sonrası Başkan olabileceğini düşünüyorum.

Son olarak da Abdullah Kiğılı’ya bir paragraf açmak istiyorum. Türkiye’nin en önemli giyim markalarından birisinin patronu olarak çok iyi bildiği perakende pazarlama tecrübesiyle Fenerium’ları para basma makinesi haline getirdi. Özellikle kulübün gelir kaynaklarının çeşitlenmesi ve ekonomik olarak bulunduğu konumun bence yegane sebebidir ve her zaman takdir edilmesi gerekir.

Yönetim analizinden sonra sıra geldi teknik ekibin analizine. Ben Aykut Kocaman’ın Fenerbahçe için yeterli olmadığını düşünenlerdendim. Halen de aynı kanaatteyim. Ancak bu zorlu süreçte gösterdiği liderlik, kulüpte simgeleşmesi onun uzun süre görevde kalmasını sağlayabilir ve bunu hak etmiştir. Ancak eğer gerçekten tüm teknik kabiliyeti maçlarda öne geçip skoru korumak için futboldan vazgeçmek üzerineyse fikrim değişmeyecektir. Fikrimin değişmesi için bir ihtimal bırakıyorum. Çünkü geldiği günden bu yana bence Alex’siz hızlı bir takım hayal ediyor ve bunu yapana kadar onun için kredinin tükenmeyeceğini düşünüyorum. Ancak Alex gittikten sonra takım böyle Daum taktiğiyle öne geçip onu korumak için futboldan vazgeçerse, deplasmanda ortadan kaybolursa onun da kulüpteki süresi uzun olmayacaktır. Ama dediğim gibi bence halen istediği kadroyu ve oyun anlayışını yansıtmadı ve bunu yansıtana kadar bekleyecek olanlardanım. Ha bu arada en azından Süper Final’de çift forvet, dia – stoch bir arada oynaması gibi hiç denemediği azı şeyleri denerse beni yanıltır ancak bunu da yapacağını düşünmüyorum.

Not: Analizin son kısmında bireysel oyuncu performansları ve gelecek yıl için olası takviyelere değineceğim.

Bilal ERTUĞRUL

5 Nisan 2012

08:53

Read Full Post »

FENERBAHÇE – SONU BELLİ OLMAYAN BİR MÜCADELE -2 …

SÜPER FİNAL’E DOĞRU – 7…

FENERBAHÇE – SONU BELLİ OLMAYAN BİR MÜCADELE -2 …

Analizimin başlangıcında Fenerbahçe için 2010 yılının sonlarından başlayarak 2011 yılında yaşananları ele aldım. Takımın şike soruşturması sürecinde yaşadığı kargaşa, takımdan ayrılan oyuncular ve ara sıra takım içi huzursuzlukların yaşandığı bir sezonda bana göre bu takım başarısız sayılamaz. Eldeki kadronun oldukça başarılı olduğunu iddia etmesem de yaşanan süreçte futbolcuların, teknik ekin ve yönetimdekilerin de insan olduğunu unutmadan analiz yaptığım için başarısız kabul etmiyorum.

Tıpkı Beşiktaş ve Trabzonsporda olduğu gibi önce taraftarlardan başlayacağım analizime. Sarı Lacivertli taraftarlar şike soruşturması sürecinde başkanlarının ve kulüplerinin arkasında durarak tam bir aile haline geldiler. Yıllardır maddi olarak zaten takımlarına en büyük desteği veren taraftar grubunun bu manevi birlikteliğinin de saygı duyularak takdir edilmesi gerekmektedir. Ayrıca takımın iç sahada 40 maça dayanan namağlup serisi düşünüldüğünde bu desteğin özellikle iç saha maçlarında takımı yenilmesi en zor takım haline getirdiğini de belirtmek gerekiyor. Ancak bu süreçte yapılan çeşitli hatalar da var. Örneğin Galatasaray ve Trabzonspor derbilerinde sahalara hiç yakışmayan görüntülere sebep oldular ve takımları seyircisiz oynama cezaları aldı. Süper Final’de her iki takımla da karşılaşacakları düşünüldüğünde daha sakin olmaları gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca şike soruşturması süresince tepkileri belli kişiler tarafından kasıtlı olarak belli çevrelere çekildi ki bence bu da tehlikeli bir durum ve bu konuda da dikkat etmeliler. Ancak üye sayısı, Fenerium mağazalarından yapılan alışveriş, maç günü gelirleri ve kombine satışlarında halen rakiplerinin önünde yer almaları onlarsız kulübün bu zorlu süreci atlatamayacağını gösteriyor. Ayrıca bu yaz sonuçlanmasını beklediğim şike soruşturmasında alınacak kararlara saygı duymalı, adalete güvenmeli ve sokaklarda oluşturulmak istenen çeşitli olaylara mahal vermemelidirler. Bunları da yaparlarsa gerçekten örnek bir taraftar grubu olarak zor günlerde bir takıma nasıl destek verileceğini göstermiş olacaklar. Ancak yine tekrarlıyorum derbilerde yapacakları her hangi bir taşkınlık hem onların verdiği desteğin görmezden gelinmesine hem de kendi elleriyle kurdukları bu ailenin hem bu yıl hem de gelecek yıl büyük zararlar almasına yol açacaktır ve buna özen göstermeliler.

Taraftarlardan sonra sıra geldi yönetim analizine. Aziz Yıldırım bundan 13 yıl önce sadece ve sadece 1 oy farkla efsane başkan Ali Şen’in desteklediği Vefa Küçük’ü geride bıraktığında hiç kimse onun bu kadar uzun bir süre Fenerbahçe’nin başında kalacağını düşünmüyordu. Ancak 2 kez aile baskısı ve sağlık sorunları sebebiyle bırakmak isteyip taraftarlar tarafından geri getirilen Aziz Yıldırım bu yıl 13. Yılını geçiriyor. Ancak sportif anlamda ya da kurumsallaşma anlamında yaşadığı onca zorlu yılın toplamında bu yılki kadar zorlanmadığını düşünüyorum. Kolay değil bir ülkenin en güçlü adamlarından birisi olarak kabul edileceksiniz ve bir anda çete liderliğinden suçlanıp hapse gireceksiniz. Hem de belli bir yaş ve sağlık sorunlarını da yanınızda taşıyacaksınız. Tüm bunların üzerine hem kendi itibarınız hem de kulübünüzün itibarını korumak için bir müdafaa sürecine dalacaksınız. Hiç kimsenin başına gelmesini istemeyeceğim tüm bu olaylar Aziz Yıldırım’ın 3 Temmuz sabahı tutuklanmasıyla gerçekleşti.

İlk olarak onun da bir şok yaşadığını düşünmekteyim. Soruşturmanın ilk başlarında Aziz Yıldırım’ın susmayı tercih etmesi ve onun adına Başbakan’ın da avukatı unvanıyla ekranlarda boy gösteren İstanbul’un tanınmış avukatlarından Faik Işık üzerinden yapılan tartışmaların yersizliğine de bu şok sebebiyle izin verildiğini düşünmekteyim. Ancak tüm o curcunanın faturası daha sonra çıkacaktır. Çünkü o süreçte yapılan tartışmalar, büyütülen olaylardan sonra yarın UEFA’nın karşısına biz de ne şike ne de teşvik varmış, biz sadece biraz büyütmüşüz diyerek çıkma şansımız kalmadı. Dahası bunu çok iyi anlayan futbol yöneticilerinin bu yönde olan niyetlerini gerekirse 5 yıl Avrupa’ya gitmeyiz şeklinde belirtmeleri de bu gerçeğin farkında olduklarını gösteriyor. Her neyse bana göre yanlış başlayan halkla ilişkiler dava başladıktan sonra da yanlış devam etti. Sürekli olarak Galatasaray ve Trabzonspor’un şike ve teşvik primine karıştığı Fenerbahçe’nin suçsuz olduğu, önemli açıklamalar yapılacağına dair duyurulardan sonra bir açıklama yapılmaması kanımca Fenerbahçeliler dışında kimseyi ikna etmediği gibi şike olsun ya da olmasın olası Fenerbahçe’nin ceza almaması ya da az ceza alması durumunda inanılmaz boyutta bir muhalefet doğuracak bir politikaydı. Ancak Sayın Başkan ve ekibinin de bildiği bir şey ve kendilerine inancı var ki böyle bir politika güttüler.

Şike davasında ne olur onu bilmem ama ben bu ülkede seversin sevmezsin önemli emekleri olan, belli bir saygınlığı olan bir markanın en azından mahkeme sırasında tutuklu olmasının yanlış olduğunu düşünüyorum. Eğer suçu varsa karardan sonra yatar ancak son 9 ayda ona yaşatılanlar, tutukluluğu da dahil olmak üzere kesinlikle hak ettikleri değildi. Tabii bu arada Başkan’ın da bundan sonrası için planlamalar yaparken takımını getirdiği sportif ve kurumsal düzeye rağmen neden bu kadar kişinin nefretini kazandığına dair bir iç hesaplaşma yapması kanaatimce iyi olacaktır. Şüphesiz suçlu olup olmadığına yargı karar verecektir ancak neden bu kadar kişinin vicdanında otomatik suçlu olduğunu sorgulaması da onun gibi kendisini sevdasına adamış, aynı zamanda çok önemli bir iş adamlığı kariyeri olan markaya yakışacaktır ve bence çıktıktan sonra bu kavga ortamını azaltmalı, başarı ve çabalarının herkes tarafından gönüllü bir biçimde fark edilmesi için çalışmalıdır.

Not: Fenerbahçe yönetimi, teknik ekip ve futbolculara dair analizim devam yazısında gelecektir.

Bilal ERTUĞRUL

5 Nisan 2012

07:43

Read Full Post »

FUTBOL NEDEN VE NASIL TEMİZLENMELİ…

Türkiye’de futbol hiçbir zaman sadece futbol değildir. Daha önce de yazdığım gibi bu ülkede futbol pek çok şey ifade eder ama asla sadece futbolu yani 22 kişinin 1 topun peşinde koştuğu oyunu temsil etmez. Bu ülkede futbol insanlara kimlik verir, onların acılarını kederlerini unutup yarına daha güzel bakmalarını her mağlubiyetten sonra bile bir sonraki maça diyerek o anki konumları ne olursa olsun yarına olan inançlarını kaybetmemelerini sağlar. Bu ülkede futbol yaşamın can damarlarındandır ve bu ülkeyi karşılaşılan onca zorluğa, yaşanan onca travmaya, kimi zaman parçalanma eşiğine kadar gelen birlik ve beraberliğe götüren de yine odur.

Futbolun belki de dünyada en çok anlam yüklendiği ülke olan canım Türkiye’m son 8 ayını ne yazık ki Şike Soruşturması süreciyle en belki de en büyük sevgililerinden birisiyle kırgın geçirdi. Ve kadere bakın 14 Şubat günü yani Sevgililer Günü’nde nihayet yargıdaki araştırma ve sorgulama aşamalarından geçilip yargılama aşaması başladı. Bu sabah sanıkların tanıtımı ve iddianamenin okunmasıyla belki de son dönemin en önemli davası başladı. Neden mi en önemli davası? Çünkü bu ülkedeki diğer davalar terör, darbe vb davalar daha önce de oldu. Bu ülke 30 yıldır terörle kurulduğu günden bu yana darbelerle yaşadı. Çok acı çekti, çok vatan evladı can verdi, can aldı. Ancak tüm bu acılara dayanmada en önemli etmenlerden olan futbol son 8 aydaki kadar bu ülkeye acı vermedi. Futbol o zorlu süreçlerde hep sığınılacak limandı. İşte o limanın yok olması, kirlenmesi ya da kirletilmesi bundan sonra diğer acıların yaşanmasını da zorlaştıracağı için en önemli dava budur.

Bu ülkede arada geçen taraftar atışmalarında çokça duyulan bir söz vardır: “Efendim diğer ülkelerde takımların, derbilerin, rekabetlerin hep bir anlamı var. Roma Lazio Faşist – Sosyalist, Boca – River Zengin – Fakir, Celtics – Rangers Mezhep Rekabeti; ama bizdekilerin bir anlamı yok” denir. Evet doğrudur böyle bakınca bir kimliğin tamamlayıcı parçası olarak ele alındığında bizdeki derbilerin de ezel-ebed rekabetlerin de bir anlamı yoktur. Ama meseleye kimliğin ta kendisi olarak bakarsanız dünyada en anlamlı futbol bizim ülkemizde oynanan olur. Çünkü; bu ülkede futbol bir kimliğin tamamlayıcısı değil, kimliğin ta kendisidir. Bu ülkede futbol insanların kendini tanımlama biçimidir. Bu ülkede futbol insanlar için kimi zaman yaşam sebebidir. Ve bu ülkede futbol yüzyıl önce paramparça olmuş bir cihan imparatorluğunun bin bir parçasından acı ve gözyaşından başka bir şey getirememiş, kimsesiz, sahipsiz, ölümden başka bir hayali olmayan kitlelerin bir millet olup bugün dünyanın en büyük güçleri arasına girme mücadelesinin kimliğidir. Tüm bu sebeplerden futbol öyle ya da böyle temizlenmelidir.

Peki, futbol nasıl temizlenecektir? Anlaşılan o ki arkasında siyasi destek bulunmadan, futbolu yönetenler bu meselenin içinden çıkamıyorlar ve bir şekilde iş yargı sürecinin sonunu beklemeye kalıyor. O zaman bugünden itibaren gerekirse haftada tek gün dinlenerek bu mahkeme sürdürülsün ve ligler bitmeden karara varılsın. Bu kadar büyük davalar için bile 90 mahkeme yeterlidir ve ligler ibra edilene kadar rahatlıkla 90 duruşma yapılabilir. Madem Sayın Aziz Yıldırım ve diğer sanıklar da yargıya güvenlerini belirtmişler, gün yargının günüdür. Hızla ve dünyaya ders olur bir kararlılık ve hukuka uygunlukla bu dava görülmeli, sonuçlara göre de Federasyon gerekli cezaları vermelidir. Yöntem de çözüme giden tek yolda budur. Ancak böyle bu sorun çözülür.

Sorunun çözüm şeklini ve neden çözülmesi gerektiğini belirttim. Bundan sonraki aşamayı elbette ki yargı ve yürütme büyüklerimiz belirleyecektir. Ancak belirttiğim tarzda hızlı bir çözüm olmazsa ve bu ülke en büyük sevgilisinden bir yıl daha ayrı kalmak zorunda bırakılırsa bunun faturaları hepimiz için acı olacaktır. Çünkü dedim ya Futbol bu ülkenin atardamarı olarak görebileceğimiz damarlarından birisidir ve o olmadan 8 ay böyle zor geçmişken birkaç yıl ne yazık ki hepimizi vuracaktır. İşte bu yüzden bu ülkenin aydınlık yarınları için acil karar alınmalı ve Temiz Bir Saha, Temiz Bir Ülke olarak dörtnala süren yolculuğumuz devam etmelidir.

Bilal ERTUĞRUL

14 Şubat 2012

16:13

Read Full Post »

« Newer Posts