Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Vicdan’

HULA’NIN ÇOCUKLARI…

HULA’NIN ÇOCUKLARI…

Dün Kabil, Bağdat, Gazze

Bugün yürekte yangın adı çok uzak Hula

Ölen de öldüren de benzemiyor burada

Çıkan kurşun hesapsız saplanmış çocuklara

Ölen her çocuk için açılsın okyanuslar

Yeryüzü denen cehennemi kaplasın azgın sular

Hula’nın çocukları yetim, hepsi bin yıl anılsın

Kararmış vicdanlar yana yana kan kussun

Görmeyen gözlerden yaş hiç durmadan aksın

Belki o zaman anlarız silahları

Belki o an yakarız başıboş cellatları

El ele yok ederken son kalan insanlığı

Damla damla kan çeker Hula’nın toprakları

El insaf demez gider diktanın korkakları

Anlamazlar ölen kendi çocukları

Ana ayrı, baba ayrı, kader ayrı olsa da

Hepsi aynı sevdaya akan aşk sunakları

O sunaklar gün gelir, taşar sel olurlar

Hem de öyle bir sel ki, Şam’ı yakıp yıkarlar

Ama orası yetmez yıksınlar tüm dünyayı

Öyle bir yıksınlar ki dünya tatsın acıyı

Her gördüğüm çocukta yaşarım bu anları

Anne deyip ölürken Hula’nın çocukları

Dur, düşün bir an olsun bırak boş mavraları

Vicdanına kulak ver, aç göz kapaklarını

Duymasan da uzaktan o acı çığlıkları

Sen uyurken ölüyor Hula’nın çocukları…

Bilal ERTUĞRUL

2 Mayıs 2012

21:08

Reklamlar

Read Full Post »

MEMLEKETTE ADALET VAR…

MEMLEKETTE ADALET VAR…

Pazartesi günü Türkiye Futbol Federasyonu 3 Temmuz’dan bu yana süren Şike Soruşturması sürecinin artık sonuna gelindiğini duyuran bir açıklama yaptı. Açıklamaya göre 16 Süper Lig takımı Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’na (PFDK) sevk edildi. İlginçtir sürecin başından bu yana ne ismi her hangi bir şekilde iddianamede geçen ne de oyuncu ya da yöneticilerinden birisinin ifadesine dahi başvurulmamış aralarında Galatasaray ve Bursaspor’unda olduğu 8 kulüpte iddianamede yer alan 8 kulübün yanına eklenerek PFDK’ya sevk edildi. Tabi bir anda kıyamet koptu. Galatasaray taraftarı yürüyüşler organize ederken yönetim kurulu Futbol Federasyonu’nu istifaya davet etti. Peki, bu uzun süreç ve daha açıklanmayan karar bize neyi öğretti: Memlekette adalet var…(Tabi yersen…)

Artık kendinizi kandırmayı bırakın. Taraflı tarafsız, iktidarı muhalifi, mağduru mağruru her ne cephede yer alıyorsanız alın ama şu gerçeği kabul edin hukuk bu memlekette hiç olmadı. İstiklal mahkemelerinde Kurtuluş Savaşı’nın Doğu Cephesi kumandanı Kazım Karabekir idamla yargılanırken de, Başbakan Adnan Menderes Yassıada da idam mangasıyla yol alırken de, Deniz Gezmiş ve arkadaşları sivil iradenin kemendiyle can verirken de, 12 Eylül’de çocuklar asılırken de, bugün demokrat geçinenlerin “Vatan için kurşun atan da yiyen de kahramandır.” dediği günlerde Güneydoğu’da binlerce faili meçhul işlenirken de, bugünün Başbakanı bir şiirle hapse doğru yol alırken de hukuk yoktu. Bugün de yok. Kusura bakmayın bu millet bu kafada giderse yarın da olmayacak. Çünkü artık iyiden iyiye bir toplum olarak genetiğimizde hukukun olmadığını bizde hukukun güçlünün zayıfa üstünlüğünün meşrulaştırma aracı olarak kullanıldığını ve algılandığını, halbuki özünde hukukun zaten hukuk olmasa istediğini alacak olan güçlüyü değil de ezilecek zayıfın hakkını korumak için var olduğunu bilmeyi bırakın körelmiş vicdanlarımızda yerinin bile olmadığını düşünüyorum.

Belki biraz sert bir giriş oldu ama daha kaç davada daha kaç olayda hukuksuzluk hukuka üstün gelecek bilmiyorum. Ve ben artık tüm bunların karşısında susmuyorum. Çünkü görüyorum ki sustukça, güçlünün dümeninde yol alan bir hukuk ve onun dünden iyi olduğunu düşünen dahası buna cidden inanan masum insanların her geçen gün daha da eziliyor. Dahası canları yanmadan canı yanan için üzülmek kimsenin aklına gelmiyor. Diyebilirsiniz ki kardeşim bir topun peşinde koşanların davasından koskoca bir hukuk sistemi böyle topa tutulur mu, tutulur be kardeşim. O dava memlekette herkesin ucundan, kenarından tuttuğu bir davaysa tutulur. Ha bu arada bana başka bir dava göster ben de onu tutayım da ayrı bir cevabım olur.

Burada Fenerbahçe, Trabzon ya da Beşiktaş suçludur ya da suçsuzdur demiyorum. Geçen yıl tüm maçlarını izlediğim Fenerbahçe’nin hakkıyla şampiyon olduğunu, bu süreçte bir tek Gençlerbirliği maçında lehte ciddi hakem hataları yaşandığını, Emenike olayının futbolun etik değerleriyle bağdaşmadığını ama bunun kişinin ve sporcunun zeki, çevik ama ahlaksızını isteyen ve destekleyen taraftarların isteğinin bir sonucu olduğunu düşünüyorum. Teşvik primi üzerine çalışmalar olmuşsa da bunların sahaya yansımadığını da düşünüyorum. Dahası tamamına internetten ulaşıp okuduğum 400 küsur sayfalık iddianameye bakıldığında diğer takımların Fenerbahçe üzerinde oynanmak istenen oyunun doğuracağı tepkinin azaltılması amacıyla piyon olarak kullanıldığını aynı durumun yarın bir gün açıklanacak “0” cezaların kabulünün sağlanması için bugün de Galatasaray’a uygulandığını düşünüyorum. Hal böyleyken uzun süredir kirli olduğu düşünülen, millet olarak bu ülkenin 74 milyon vatandaşını tek çatı altına toplayan nadir değerlerimizden birini temizleme fırsatını bu kadar ucuz bir şekilde elden kaçırmaya isyan ediyorum. Şike yoksa başta bu sürecin başında basına verdikleri malzeme ve ülke gündemine düşürdükleri kara leke sebebiyle savcı ve emniyet teşkilatı aklanmalıdır. Yok, varsa o zamanda bu işin içindekiler ve güçlerini aldıkları kurumlar hak ettikleri cezaları almalıdır. Sadece ve sadece bu yolla kişilerin gücü arkasına alarak hukuksuzluklarını sürdürmelerini engelleyebiliriz. Ancak hiç kimse ceza almayacak ve sonunda bu işle hiç ilgisi olmayan kişi ve kurumlar sırf yanlış yapmış birilerinin (bu dava için davalı ya da davacı, ya da terazinin iki yanı demem yeterlidir) aklanması için lekelenecekse bu memlekette adaletten söz edemeyiz.

Daha önce de yazdım, şimdi de yazıyorum biliyorum daha sonra da yazacağım. Hukuka, adalete inancın olmadığı dahası adaletin bir değer olarak ele alınmadığı, güçlünün hukukun üstünlüğü yerine üstünlerin hukukuna doğru dört nala yol aldırdığı bir toplum olmaya devam ediyoruz. Başladık demiyorum çünkü zaten uzun zamandır bu topraklarda adaletin terazisinin ayarı bozulmuş durumda. Ama ekonomide, milli iradenin uyanışında şahlanmaya çalışan bir halkın bu şahlanışının bu tarz bir hukuksuz düzenle sürdürülmesi mümkün değildir. Dahası bizi tekrar 90’ların karanlığına çekecek yegane meselede budur. İşte bu yüzden artık memlekette adalet var cümlesinin boş olduğunu, yeni bir anayasa, yeni bir hukuki yaklaşım dahası kendi vicdan muhakememizde ne kadar kaçınılmaz ve tarafsızsak o derece tarafsız ve kaçınılmaz bir hukuk düzeni oluşturmalıyız. Sizleri bilmem ama ben bu işten sıkıldım ve yeni Türkiye için daha adil bir düzen isteğinin artık sadece lafta kalmaması için elimden geleni yapacağım.

Bilal ERTUĞRUL

2 Mayıs 2012

22:30 

Read Full Post »

ADALET MUTLAKA TECELLİ EDER…

Bir gün hem de çok uzak olmayan birgün bu ülkede doğacak güneş çok daha aydınlık olacaktır. Çünkü o güneş Türkiye’de basın özgürlüğü için simgeleşmiş iki ismin de üzerine doğacaktır. Çünkü o güneş bu ülkede adalete güvenmek için uzun zamandır nadasa bırakılmış tarlaların yeniden ekilmesini sağlayacaktır. Belki de o güneş gün gelecek hiçbirinizin hayal edemeyeceği ufuklara çıkacak, dahası o kadar uzaktan bir süredir donmuş bedenlerimizi daha fazla aydınlatacak, daha fazla ısıtacaktır.

Evet, aralarında Ahmet Şık ve Nedim Şener’in de bulunduğu dört kişinin tahliye edilmesi Türkiye için çok önemlidir. Bu karar Türkiye’de adalete güvenin yeniden tesis edilmesi için gerek şartlardan birisidir. Peki, yeterli midir, işte orada küçük bir karamsarlık doğuracak kararın alınması yani Sivas Katliamı davasının zaman aşımından düşmesi ne yazık ki henüz çok yol almamız gerektiğini göstermektedir. Peki, öyleyse bugün yarının adaletinin neresindeyiz ve daha da ileriye gitmek için ne yapmalıyız… İsterseniz bunlara değinelim…

Dünyevi Adalet insan doğal halden toplumsal düzene geçtiğinde ortaya çıkan en önemli kurumlardan birisidir. İnananlar için Uhrevi Adalet nasıl her şeyin temelini oluşturmuştur, yaşayanlar için de dünyevi adalet o derecede yaşamanın temellerini oluşturur. Bir ülke neyle yönetilirse yönetilsin, nerede yer alırsa alsın vazgeçemeyeceği tek şey Adalettir. Peki, adalet nedir? Kanımca adalet toplumun sesinden başka hiçbir şeydir. Onun eşdeğeri sadece toplumsal vicdanın üstünlüğüdür yani adaletin uygulayanı da uygulananı da toplumdan başka bir şey değildir. Peki, öyleyse neden adaletsizlik hüküm sürmekte, asırlardır adaletin sağlanması için yazılan onlarca karar, verilen onca can değersizleştirilmektedir. Bunun da cevabı yine toplumda gizlidir. Evet, adaletin sahibi de kölesi de toplumdur ve ondaki eksiklikler tamamlanmadan adalet sağlanmaz. Nasıl mı açıklayalım…

Şöyle bir örnek üzerinden düşünelim. Birgün yolda yürüyorsunuz adamın biri hiçbir sebep yokken size gelip bir tokat attı. Çok şaşırdınız, afalladınız, ne yapacağınızı bilemez bir halde kaldınız. İşte o an sadece ve sadece içinizdeki hırsla ona tokatla cevap verirseniz, cezayı siz kesip siz uygularsanız kendi hatalarınızda da aynı cevapla karşılaşmaktan başka yol bulamazsınız. Halbuki o size vurduğunda durup diğer yanağınızı çevirirseniz, işte o an cezayı onun vicdanına bırakırsınız, dahası o an cezanın özeli onun vicdanından geneli toplumun vicdanından kesilir ve bu sefer suçlu kendisini cezalandırır. Ve emin olun toplum ve suçlunun kişiye vereceği ceza sizin cezanızdan çok daha doğru olacaktır.

Bunu niye anlattığımı sorgulayacak olursanız ben bugünkü dünyanın adalet paradigmasının temelinde verilen bu kişisel cezaların yattığını düşünmekteyim. İnsanlar cezayı kendileri kesip, kişi ve toplum vicdanı körleştikçe ne yazık ki adalette zifiri karanlıkların ardına düşmeye devam ediyor. Bu süreç dünyada da Türkiye’de de uzunca bir zamandır böyle gidiyor. Halbuki biz kişisel ceza kesme yetkimizi toplumlaşırken kaybettik. Artık doğal halde elimizde olan o yetkiye sahip değiliz. O halde toplumsal vicdanın kararını beklemeli ve buna saygı duymalıyız. Çünkü bunun seçimini bir toplum içerisinde yaşama kararı aldığımızda çoktan vermiştik.

Dedim ya toplumsal vicdan diye evet adalet toplumsal vicdanın aynadaki halidir. Emin olun bugün Nedim Şener, Ahmet Şık ve diğer arkadaşları özgürse bu bizlerin vicdanından çıkmış bir karardan başka bir şey değildir. Ve Sivas Katliamı zamana yenilmişse bu da ülkede zamanda ona hiç değer vermemiş çoğunluğun vicdansızlığından öteye bir şey değildir. Bakıyorum da birileri çıkıp demokrasi, hak, hukuk, özgürlük nutukları atıyor. Ancak en büyük hak olan Yaşam Hakkının elden gitmesinde sadece içime sinmedi deniyor. Kusura bakmayın içinize sinmeyen bu karar sizin vicdanınızın sesinden başka bir şey değildir. Ve özür dilerim vicdansız bir adamın hakkı da, hukuku da, özgürlük inancı da kişisel sapkınlık ötesine geçememiştir.

Evet, son olayda her ne kadar kararmış vicdanların zamana yenik düşmesini görsek de ben ilk alınan karardan yani gazetecilerin özgürlüklerine kavuşmalarından dolayı umutluyum. İnsanın vicdanı kararabilir ama yok edilemez. Ve toplumsal vicdan körelmesi asla ömürlük sürmez. Elbet gün olacak o vicdanlar yanarken aklanmaya, susarken utanmaya başlayacaktır. Ve emin olun ki son dönemde pek çok kesimde gördüğüm hareketlenmeyle Türkiye’de vicdanlar yavaşta olsa yeniden paklanacaktır. Bu ülkede gün gelecek özgürlük şarkıları, el ele kol kola halaylarla, horonlarla söylenecek ve yüzü ak, sözü ak her şeyden öte vicdanı pak insanların ülkesinde güneş hak edilmiş bir aydınlıkla mutlaka bu destanda yerini alacaktır. Şimdilik herkesin yapması gereken kendi vicdanında ötekisi için birikmiş kiri temizlemektir. Aksi takdirde beklenen güneş gelmeyecektir. Ama ben inanıyorum siz katılmazsanız, çocuklarınız, onlar katılmazsa torunlarınız katılacaktır ve bu ülkede adalet mutlaka tecelli edecektir.

Bilal ERTUĞRUL

15 Mart 2012

00:11

Read Full Post »