Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘yasal mı’

GERGİN SİYASİ ORTAM ÜZERİNE BİR KAÇ SÖZ – 1

Bir süredir çeşitli yolculuklar ve kısa süreli rahatsızlığım sebebiyle sizlerden uzak kaldım. Yazılarıma devam edemediğim arada Türkiye iç gündemi neredeyse Başkanlık Seçimi’yle uğraşan Amerikan Kamuoyu kadar gergin ve hararetliydi. Önce 2011’in son günlerinde yaşanan Uludere Katliamı’yla vicdan sahibi vatandaşlarımızın yüreği yandı. Ancak bu yürek yangını ne yazık ki belli çevrelerce kullanılmaya çalışıldı ve siyasi tartışma eksenine çekildi. Ben bu konuya bu yazımda yer vermeyeceğim. Çünkü masum siviller nerede ve hangi koşullar altında olursa olsun öldürülüyorsa ve bu ölümde cellat devlet eli oluyorsa ben buna Katliam derim ve bu katliamları da siyaset üstü görürüm. Bu siyaset üstü gördüğüm konudaki fikirlerimi sürecin gelişimiyle beraber gelecek yazılarımda aktaracağım. Bu olay sonrası gerçekleşen eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un Tutuklanması siyasi olmayabilirdi ama hükümete karşı darbe suçlamasıyla gözaltına alınmış olması konuyu doğal olarak siyasi yapar. Bu olayın etkisi geçmeden Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun adli sürece müdahale kapsamında dokunulmazlığının kaldırılması istemi gündeme bomba gibi düştü. İşte bu iki olay bugünkü yazımında temelini oluşturmaktadır. Şimdi fikirlerimi paylaşayım…

İlk olarak eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un tutuklanmasına değinelim. Orgeneral İlker Başbuğ Genelkurmay Başkanlığı yaptığı dönemde beğendiğim bir isim olmuştu. Çünkü henüz görev başına gelmeden şahin general, hükümetle kavgaya tutuşacak tarzı anti-demokratik beklentiler zirve yapmışken Türkiye’de askerin siyasi zeminden ayrılışının yavaş ama tutarlı bir şekilde gerçekleştiği döneme imza attı. Başbuğ’un tutuklanmasına verilen tepkileri incelediğimizde ideolojik sınırlar içerisine hapsolmuş adalet ve yargı anlayışının tehlikeleri de son dönemdeki pek çok olayda olduğu gibi yüzümüze çarptı. Bazı kesimler gerekçeye, şekle ya da Başbuğ’un kendisini nasıl savunduğuna bakmadan bir bayram havası estirdi. Çünkü Türkiye’de ilk kez sivil bir yönetim döneminde eski bir genelkurmay başkanı tutuklanmıştı. Bu ileri demokrasi ya da adil düzen için mükemmel bir adımdı. Kanımca en tehlikeli kesim bu grupta yer alanlar olmuştur. Çünkü bu grubun düşünce şekli yıllar öncesinde Başbakan’ı hapse atan zihniyetin bir yobazı içeri tıkma olarak adlandırdıkları hukuksuz, adaletsiz eylemlerine sevincinden öteye gitmiyordu. O günlerin mazlumu Recep Tayyip Erdoğan’ın bu ülkede Başbakanlığa uzanan serüveninde o gözaltı ve haksızlığın etkisi bugün o sevinci, 28 Şubat sevincini yaşayanların kursağındadır. Ve ne yazık ki bugün bazı gözaltı ya da tutuklanmalara, henüz kişinin hükmü kesinleşmeden delicesine sevinenlerin de yarın kursakları bir adalet sancısıyla dolacaktır.

Bu ilk grubun tam karşısında bir de tutuklamaya tamamen karşı, asla inanamayan ya da aslında inanmak istemeyen askeri ve onun üzerinde simgeleştirdiği değerlerinin yıkılışına isyan eden bir kitle var. Bu kitle de bana son dönemlerde her feryadında Kabe’de putlar yıkılırken çıldıran, tüm dünyalarının da o putlarla beraber yıkıldığını hisseden Mekkeli Müşrikleri hatırlatıyor. Onlarda putların yıkılmazlığına inanmış, o putlardan aldıkları gazla Müslümanların ilk dönemlerinde her türlü işkenceyi yapmışlardı. Ancak günü geldiğinde putların yıkılması bile onları daldıkları rüyadan uyandıramamıştı. Ne yazık ki uzunca süre halkın haklı adalet isteğinin karşısında duran, halka rağmen halkçı olduklarını iddia edecek kadar ileri giden bu grup da ne yazık ki Başbuğ’un tutuklanmasına at gözlükleriyle baktı. Sebepler, suçlamalar dikkate alınmadan direkt karşı çıkmanın bundan başka izahı yoktur.

Bir de bu tarz siyaset zeminli hukuki konularda orta grup olarak kalan 3. Bir grubumuz var. Bu grup vicdan sahibi, hukuka inanan insanlardan oluşmakta ve bu tarz konularda en tarafsız grup olarak ortaya çıkmaktadır. Bu grubun bu davada üzerinde durduğu nokta ise yargılama mercii oldu. Direkt olarak eski bir genelkurmay başkanının kaçma ihtimali bulunmadığını söylemekten çekinen, bunun yerine onun tutuksuz yargılanmasını anayasa mahkemesinde yapılacak bir yargılamayla sağlanacağını düşünen bu grubun daha cesur olması ise umudumdur.

Benim bu konudaki şahsi fikrime gelince hukukçu olmadığımdan sadece vicdani fikirlerimi belirtebilirim. Öncelikle yargılama yeri konusunda fikrim net. Ne Anayasa Mahkemesi ne de Özel Yetkili Mahkeme. Çünkü benim adalet anlayışımda anayasa mahkemesi yargının üzerinde oluşturulmuş yapay bir kurumdur ve bırakın belli davaların yargısal adresi olmasını, yasaları denetleme yetkisinin dahi olmadığını düşünmekteyim. Ve tam demokratik bir ülkede anayasa mahkemesinin varlığının da abesle iştigal olduğunu düşünmekteyim. Özel yetkili mahkemeler de yine hukuk dışı kurumlardır ve eski devlet güvenlik mahkemeleri gibi yargıda yasama ve yürütmenin hakimiyetini sağlama ya da kuvvetler ayrılığını yani demokrasinin özünü yok etmekten başka her hangi bir anlam ifade etmemektedir. Bu yüzden anayasa mahkemesi gibi tam demokratik bir ülkede onların da yeri olmadığını düşünüyorum. Ben bu davanın normal ceza mahkemelerinde görülmesinin yeterli olduğunu düşünmekteyim. Tutuklanma olayına karşı da fikrim net: İlker Başbuğ’un tutuklanması da sadece hukukun yok olmaya yüz tuttuğu, tutukluluk haliyle hüküm giydirildiği ve her geçen gün halkın vicdanen adalete olan güvenini kaybetmesine sebep olan sürecin son adımıdır. Türkiye’de artık tutuklamak o kadar kolay, hüküm vermek o kadar zor ki belki de bu bizim adaletimizi dünyanın en kötü adalet sistemlerinden birisi haline getiriyor. Başbuğ’un tutuklanmasında benzer birkaç tutuklanma olayında olduğu gibi daha önce bu tarz tutuklamalara tepki vermeyenlerin ortaya çıkması da trajikomiktir. Dün birilerinin canını yakan yanlış düzen bugün kendi canlarını yakınca isyan edenler ne yazık ki dünkü hatalarının bedelini ödemektedir. Ama en acısı dün canı yananların bugün can yakarken, kısasa kısas diyerek konuyu geçiştirmeleri ve adaletsiz Türkiye sarmalını yarınlara çok daha büyük bir tehdit olarak bırakmalarıdır. Benim şahsi kanaatim başlangıçta da belirttiğim gibi İlker Başbuğ’un darbe yapma niyeti taşımadığı ve ona yöneltilen suçlamaların yersiz olduğudur. Dahası konu internet andıcı ve darbe olduğunda kendi döneminde sitelerin çoğunu kapattığı yine iddianamede yer alan Başbuğ içerdeyken, bu sitelerin zirve yaptığı, E-Muhtıra sahibi, Şemdinli’de ki Kırtasiye Baskınının arkasında mahkemede sadece adının geçmesiyle dönemin savcısının işine hem de bu demokrasi sevdalısı iktidar döneminde son verilmesini sağlayan, süper arabasıyla Kadıköy’de dolaşan Yaşar Büyükanıt dışarıdaysa ben bu adalete inanamam. Kimse de bu halkın ne bu ve benzeri davalara ne de hukukun halen bu ülkede var olduğuna inanmasını beklemesin…

Not: Kemal Kılıçdaroğlu’nun hakkında fezleke hazırlanması ve genel olarak Türk Adalet Sistemi üzerine düşüncelerimi devam yazılarında aktaracağım…

Bilal ERTUĞRUL

11 Ocak 2012

13:10

Reklamlar

Read Full Post »

ABD BAŞKANLIK SEÇİMLERİ – 1…

BUGÜN SEÇİM OLSA NE OLUR?

ABD Başkanlık Seçimleri 2012 yılının Kasım ayında yapılacak. Mevcut Başkan Obama Demokrat Parti’den geldi ve şu anda bu partinin doğal adayı konumunda görülüyor. Ancak Cumhuriyetçi Parti’de işler her hafta, her gün hatta her saat değişiyor. İlk olarak Eylül ayında bu konu hakkında iki yazı yazmıştım ve uzunca bir süredir sizlere mevcut durum hakkında yazı yazmak istiyordum. Ancak gerek Avrupa’da yaşanan kriz, gerekse de ülkemizde deprem ve terör olaylarıyla yoğunlaşan gündemden dolayı fırsat bulamadım. Son yaşanan talihsiz Uludere olayına değinmeden önce sizlere bu konuda mevcut durumu anlatmak ve geçenlerde tamamen şans eseri izlediğim bir programda çok ilgimi çeken bir aday hakkında bilgilendirme yapmak için bugün bu yazı dizisini kaleme aldım.

Öncelikle mevcut duruma değinelim. Amerika Birleşik Devletleri’nde Başkanlık, Senato ya da Temsilciler Meclisi seçimleri bize göre çok daha açık bir düzlemde yapılıyor. Neredeyse günlük anketlerle seçmenin nabzı ölçülüyor, olası başkan adaylarının seçilme şansları üzerine finansal piyasalarda opsiyonlu işlemler yapılıyor ve adayların açıklamak zorunda oldukları maddi destekleri günlük olarak halka açıklanıyor. Bende mevcut durum analizimi bu 3 kriter üzerinden yapacağım.

Öncelikle çok tuhafınıza gidecek finansal işlemlerden başlamak istiyorum. ABD’de finansal piyasalar çok gelişmiş durumda ve bu durum başkanlık seçimlerinde de görülüyor. Özel finans kuruluşları tarafından başkanların başkanlık şansı üzerinde işlem yaptıran finansal işlem kağıtları çıkarılıyor. Bu kağıtlar finans piyasalarında el değiştiriyor. Yani bizdeki iddia şans oyununda 6 ay sonra Türkiye ligi şampiyonu kim olacak tarzı oyunlar olduğu gibi ABD’de de bugünden başkanın kim olacağına dair öngörüde bulunuluyor. Bu kağıtların getirisi Başkan adayının şansı ne kadar yüksekse o kadar düşük oluyor. Başkan adayının şansının değişimine göre de kağıdın volatilitesi değişiyor. Yani daha şanslı başkan daha az getiri, hızla yükselen ya da düşen aday ise daha yüksek volatilite getiriyor. Bu kağıtlarla ilgili en kapsamlı bilgiye www.intrade.com sitesinden ulaşabilirsiniz. Peki, şu anda bu sitedeki verilerden ne anlaşılıyor. Açıklayalım…

Öncelikle Başkanlık seçimine dair kağıtların durumuna bakalım. Başkanlık seçiminde Başkan Obama’nın şansı şu an için %52,2. Onu en yakından takip eden Cumhuriyetçi aday Mitt Romney’in şansı %38,6. Bundan sonra Cumhuriyetçi aday Ron Paul %3,0, Newt Gingrich %2,4’le öne çıkıyor. Yine sitede Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Emlak Kralı Donald Trump gibi isimler geliyor. Tabi listede Trump, Clinton ya da Bloomberg gibi isimlerin şansının düşük olması onların mevcut durumda aday olmamasıyla da yakından alakalı. Aynı zamanda her iki büyük partide yapılacak önseçimler ve genel parti adayı belirleme süreci, bağımsız adaylar bu oranları uzun vadede değiştirecektir. Örneğin Romney Cumhuriyetçi aday olduğunda diğer Cumhuriyetçilerin tüm desteği ona kayabilir ve Obama’yı daha fazla zorlayabilir.

İşte bu noktada parti oy oranlarına bakmak da fayda var. Orada da şu anda Demokrat Parti %52,3’le önde gidiyor. Cumhuriyetçi Parti oranı %45,9 bağımsız adaylara tanınan şans ise %2,9. Tabi bu oranlarda partilerin resmi adayları Haziran ayında belli olunca değişim gösterecektir.

Demokratların olası adayları arasında Obama %94,3’le başta giderken onu %5,8 ile Hillary Clinton takip ediyor. Ancak bu sonuçların da gösterdiği gibi Hillary Clinton’ın Başkan Adaylığından çok Başkan Yardımcılığını düşüneceği ve Obama’nın ön seçim olmadan tek aday olarak Demokratlar tarafından aday gösterileceği düşünülüyor. Cumhuriyetçiler de ise durum daha değişken ve önseçimler pek çok şeyi etkileyebilir. Şu anda Mitt Romney %77,5’le önde giderken onu Ron Paul %6,7 Gingrich %6,0 ile takip ediyor. Diğer güçlü adaylar ise Rick Perry, Michele Bachmann ve Rick Santorum olarak görülüyor. Burada Şubat ayından bu yana Romney önde ve Ron Paul neredeyse son bir ayda bu orana ulaştı. Bu tablonun önseçimlerdeki sonuçlar ve mevcut adaylardan bir kısmının çekilmesiyle değişmesi muhtemel, aynı zamanda Donald Trump’ın olası adaylığı da bu sonuçları ciddi bir biçimde etkileyecektir.

İntrade bu verilerin çoğuna Dow Jones vb. borsalarda yapılan işlemlerden alıyor ve mevcut duruma göre Cumhuriyetçi Aday Romney ve Başkan Obama olası bir seçimde karşılaşacak ve başkan Obama bir dönem daha seçilecek. Ancak dediğim gibi daha çok zaman var ve bu köprünün altından çok su akar.

Finansal piyasaların notlandırmasından sonra bakacağım ikinci değişken mevcut adayların topladığı bağışlar. Bu bağışlar çok önemli, çünkü hem halkın Başkan adaylarına verdiği şansı gösteriyor hem de onların bu yardımlarla finanse ettiği kampanyanın ulaşacağı insan sayısı ve gücü etkiliyor. Bu klasmandaki sonuçlara da Washington Post’un internet sitesinden ulaşmak mümkün oluyor. Şu anda her adayın ne kadar para topladığı, bu paranın ülkenin hangi bölgelerinden geldiğine dair grafiksel açıklamalar ve ne kadarının harcandığına kadar pek çok detaylı bilgiye ve önceki seçimlerdeki duruma http://www.washingtonpost.com/wp-srv/special/politics/campaign-finance/ adresinden ulaşılabiliyor. Mevcut durumda Başkan Obama 99,6 Milyon Dolar, Mitt Romney 33 Milyon Dolar, Rick Perry 17 Milyon Dolar, Ron Paul 13 Milyon Dolar, Michele Bachmann 8,4 Milyon Dolar toplamış görülüyor. Buradan da Obama ve Romney seçimi ve Obama galibiyetine ulaşılıyor. Ancak son dönemde Rick Perry’nin hiç para toplayamaması ve Ron Paul’un her gün önemli ölçüde artış sağlaması dikkat çekici değişimler olarak öne çıkıyor.

Anketler ise son olarak bakacağım değişkenlerim olarak kaldı. Neredeyse her gün yapılan anketlerde son dönemde Genel Başkanlık seçimi haricinde Cumhuriyetçilerin Iowa ve New Hampshire’da yapacakları ön seçimlere yönelik anketler göze çarpıyor. Obama Demokratların doğal adayı olduğundan asıl merak edilen onun karşısına gelecek Cumhuriyetçi aday ve bunun için de ön seçimler çok önemli. Buradaki sonuçları da Amerika’nın en güvenilir araştırma şirketlerinden Public Policy’nin http://www.publicpolicypolling.com/main/polls/ adresli internet sitesinden aldım.  Aralık sonu itibariyle ilk ön seçimlerin yapılacağı Iowa’da Ron Paul %24, Mitt Romney %20, Newt Gingrich %13, Michele Bachmann %11, Rick Perry ve Rick Santorum %10 olarak görülüyor. Bu eyalette son dönemde yaptığı atakla öne çıkan Ron Paul Ocak ayındaki seçimi kazanacak gibi dururken Mitt Romney sabit oy oranını sürdürüyor. Rick Perry ve Newt Gingrich ise her geçen gün geriliyor.

İkinci ön seçimin yapılacağı New Hampshire’da Mitt Romney %36, Ron Paul %21, Newt Gingrich %13, Jon Huntsmann %11, Michele Bachmann %7 ve Rick Perry %3 olarak görülüyor. En güçlü Cumhuriyetçi aday Mitt Romney bu eyalette üstünlüğünü sürdürürken Ron Paul son bir ayda bu eyalette de Gingrich ve Perry’nin oylarını çalmış görülüyor. Her iki eyalette de gençler ve Cumhuriyetçi olmayan kesimden desteği her geçen gün artan Ron Paul’un bu artışı Romney’in klasik Cumhuriyetçi kitlesinden de alıp alamayacağı belki de Cumhuriyetçi adayın kim olacağı konusunda en kritik dönemeç olacak.

Genel seçimlerle ilgili yapılan anketlerde ise olası Cumhuriyetçi adayla Obama karşılaştırılıyor ve olası iki adaylı seçimin sonuçlarına ulaşılmaya çalışılıyor. Bu anketlerde 2010 Haziran ayından bu yana Obama ilk kez bir rakibinin gerisine düştü. Aralık anketlerinde Romney Obama’ya karşı olası bir seçimde %47-45 önde görülüyor. Diğer olası Cumhuriyetçi adaylara karşı ise Obama’nın üstünlüğü görülüyor. Obama Paul’e %46-41, Gingrich’e 49-44, Bachmann’a %50-41, Perry’e %50-40 üstünlük kurmuş görülüyor. Bu sonuçlarda olası bir Romney adaylığında onun neredeyse tüm Cumhuriyetçilerin oylarını alması, Obama’nın ise henüz %15 civarında bir Demokrat kitleyi tarafına çekememiş olması etkili olmuş gibi görülüyor. Aynı zamanda tüm anketler olası bir 3. Adayın -Trump, Paul ya da Bloomberg- Obama’nın 2. kez Başkanlık şansını zirveye taşıyacağını gösteriyor.

3 ana kriter üzerine 31 Aralık 2011 tarihi itibariyle yaptığım araştırma bugün için olası bir Obama – Romney seçiminin neredeyse garanti görüldüğünü gösteriyor. Başkan Obama halen en güçlü aday ve olası 3. Adaylar ya da Romney dışı bir Cumhuriyetçiye karşı hiç de zorlanacakmış gibi görülmüyor.

Not: Bu yazıda ABD Başkanlık Seçimleri üzerine mevcut durumu analiz ettim. Devam yazımda Cumhuriyetçilerin güçlü adayı Mitt Romney ve son aylarda hızla yükselen, yarışın en renkli siması 76 yaşındaki dede Ron Paul’e değineceğim…

Bilal ERTUĞRUL

30 Aralık 2011

21:16

Read Full Post »