Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Yıkılma İhtimali’

BİR HAYALİN SONU MU?

20. yüzyılın ikinci yarısının en önemli projesi olarak ortaya çıkan, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’ndan Avrupa Birliği’ne uzanan süreç özellikle 11 Eylül sonrası Abd’nin Bush’la döneminde dünyada kaybettiği popülariteyle beraber bir anda dünyada yeni düzene ilham verecek merkez olarak algılanmıştı. Son olarak 2007 yılında Romanya ve Bulgaristan’ın üye olduğu dönemde Avrupa’da birliğin 1990 sonrası aldığı 15 yeni üyeyi hazmetmesi için genişlemenin durması gerektiğine değinenler çok değil bir kaç yıl sonra birliğin o günkü çekiciliğini kaybedeceğini hiç mi hiç tahmin edememişlerdi.

Peki ne olmuştu da modern zamanların en kapsamlı projesi bu duruma gelmişti. Aslında birliğin bugünlere gelmesinde kendi hataları kadar uluslararası konjonktürde etkili oldu. Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri desteğiyle kurulduğu 1950 sonrası dönemde temel olarak Sovyetler Birliği’nin Batı Avrupa’ya yayılmasının engellenmesi ve yüzyıllardır savaşan Alman – Fransız geriliminin doğuracağı bir savaşı daha ne kıtanın ne de dünyanın kaldıramayacağı endişesi üzerine inşa edilmişti. Aslında 90’lı yıllara kadar gösterilen performans bu düşünceden doğan birlik için çok da iyiydi. Birlik 6 ülkeyle kurulmuş ve daha sonra 3 genişlemeyle 12 ülkeye ulaşmıştı. Temelde serbest dolaşım ve ortak pazar üzerine oluşturulan sistem iyi işliyordu. Ancak 90’ların başında Sovyetlerin yıkılması birliği yepyeni bir sürece sokacaktı. Aslında bu rota değişiklinin bir kaç öne çıkan sebebi vardı. O dönemde Sovyet popülaritesinin dip yaptığı zaman aralığında zengin kaynaklara ve iyi eğitilmiş insani sermayeye sahip olan Rusya’nın çok geçmeden yeniden toparlanacağını düşünen ABD, Sovyetlerden kopan ülkelerin bir an önce batı sistemine entegre edilmesini istiyordu. Bu bağlamda özellikle 1960 – 1990 döneminde batı ve doğu Avrupa arasında oluşan gelir ve refah farkı dikkate alındığında doğu Avrupalılar için Batı Avrupa ve onun simgesi Avrupa Birliği en ilgi çekici hedefti. ABD bu durumu kullanarak Avrupa Birliği üzerinden bu ülkeleri sisteme çekerken sürecin sonunu pek de düşünmemişti. Avrupa Birliği’nin rota değişikliğinin en önemli sebeplerinden birisi de birliğin en güçlü ülkesi Almanya’nın özellikle Doğu Almanya ve Germen toplumlar dolayısıyla birliğin doğu Avrupa’ya yönelimine verdiği destekti. Almanların desteklediği bu genişlemenin sonuçlarından bugün duydukları rahatsızlık ise sürecin ne kadar plansız işletildiğinin kanıtlarındandır.

Avrupa Birliği genişlemeyle meşgul ettiği gündemine özellikle Maastricht süreciyle tam bütünleşmeyi de taşımış ve Avrupa Ordusu, Avrupa Parası daha da ötesi belki de tüm ülkelerden oluşan tek bir Avrupa ülkesi artık yüksek sesle dillendirilir olmuştu. Hatta dönem içinde Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine en büyük engel, bu tek Avrupa’nın değerlerini taşımadığı (din, kültür farklılıkları) olmuştu. Ancak işte Avrupa’nın belki de en büyük hatası bu noktada ortaya çıkıyordu. Pek çoklarına göre liberal düşüncenin en önemli ütopyası olan bu birlik aslında o güne kadar gayet realist bir süreç yaşamıştı. Savaş sonrası zayıflamış ve savaşmaktan çok iş birliğine ihtiyaç duyan ülkeler gayet rasyonel olarak bir ekonomik birliğe yönelmişti.Ancak 90 sonrası tek devlet hayali ve sadece batılı ülkelerin üstüne yük olacak, her hangi bir üretim kapasiteleri olmayan, dahası insani sermayede de mevcut Avrupa Birliği’nin çok gerisinde olan Doğu Avrupa genişlemesi belki de birliğin realizmden liberalizme gerçek geçiş dönemiydi. Bu dönemin devamında 1999’da yürürlüğe giren Euro, 2002 yılında birliğin o zamanki 15 üyesinin 11’inin eski para birimlerini yürürlükten kaldırmasıyla bu ülkelerin tek para birimi olmuştu. Ancak Avrupa Merkez Bankası var olmasına rağmen ortak mali politikalara sahip olmayan bu ülkelerin farklı mali politikalarının günü geldiğinde bu ortak para birimini nasıl etkileyeceği ne yazık ki göz ardı edilmişti.

2011 yılının Mayıs ayından itibaren başta Yunanistan, İspanya, İrlanda ve İtalya olmak üzere çeşitli Avrupa Birliği ülkelerinde yaşanan krizler birliğin geleceğiyle ilgili çeşitli soru işaretlerinin yeniden seslendirilmesine yol açtı. Aslında krizin sadece tek bir ülkeyle bağlı kalmayacak olması Avrupa da bu korkunun temel sebebi. Örneğin 2001 Türkiye krizini düşünelim. Ülkemiz ya iç borç olarak yerel bankalardan borçlanmıştı ya da dış borç olarak IMF, Dünya Bankası gibi kurumlardan borç almıştı. Halbuki bugün karşılaştığımız durum tamamen farklı. Nasıl mı? Düşünelim bakalım. Avrupa Birliği Yunanistan’ın batmasına izin versin. Yunanistan borçlarını ödemeyeceğini ve temerrüde düşeceğini ilan etsin. Bu durumda Yunanistan’a borç vermiş kurumlar, bankalar ülkeyle borcun yeniden yapılandırılmasını konuşurlar ve bu ülkeden alacakları temmerrüde düşmüş kabul edilir. Yani en basit muhasebe işleminde bile bu varlıklar varlık olarak kabul edilmez. Bu durumda ne mi olur? Başta Fransız bankaları olmak üzere, İngiliz, Alman, Belçika ve İsviçre bankaları arka arkaya varlıklarından önemli bir kısmını kaybederler. Bu kaybedilen varlıklar bir anda spekülasyonla beraber bankaların içinin boşalmasına yol açar. Bankalar ellerindeki mevduatlarla çoğu uzun vadeli çeşitli yatırımlar yaparlar. Bu vadeli işlemleri bölecekleri için olası gelirleri bir anda azalır. Yani en basiti şöyle düşünün. Bir havuzu besleyen ve ondan beslenen bir sistem var. Bir anda bu sistem yok oluyor. Buna ne denir. Batış… İşte Avrupa Birliği bugün bu ayrım noktasına gelmiştir. Ancak acı olan halen geçici çözümlere yönelme isteğidir. Bugün Almanya’nın verdiği destekle yasalaşan Mali İstikrar Fonu’nun 2 Trilyon Euro’ya genişletilmesi tamamen süreci uzatacak ama yaraya merhem olmayacak bir adımdır. Avrupa’da sorun yapısaldır ve tek bir mali politika olmadan tek para birimi hiç bir şey ifade etmeyecektir. Avrupa daha önce de sıklıkla belirttiğim gibi ya bu deveyi güdecek ya da bu diyardan gidecektir. Şu anda deveyi gütme yolllarını geçici çözümlerde görüyorlar ancak günü geldiğinde yavrulardan bir ya da bir kaçını kesmek zorunda kalacaklar. İşte o nokta Avrupa Birliği için ya bütünleşme ya da ayrışma noktası olacaktır. Kanaatim bu rüyanın kıymetini anlayan başta bu işin ekmeğini en çok yiyen Fransa ve Almanya olmak üzere güçlü ülkelerin günü geldiğinde kalıcı çözümler için gerekli sertliği gösterecekleri ve bu şarkının burada bitmesine izin vermeyecekleridir. Umarım günü geldiğinde bizim de parçası olduğumuz güzel bir rüyanın beraberce gerçekleştirildiğini görürüz.

Bilal ERTUĞRUL

30.09.2011

12:56

Reklamlar

Read Full Post »